Kutlu Asya

Kutlu Asya

Abdullah Tukay kimdir

 

Tatar halk şairi Abdullah Tukay (Abdullah Mehemmet Arif oğlu Tukayev) 26 Nisan 1886’da
Kazan bölgesi Menger ili Kuşlavıç köyünde (şimdiki Tataristan Cumhuriyeti Arca bölgesi) doğdu. Küçükken
yetim kaldı. Elden ele dolaşarak çocukluğunu Sasna, Üçili, Kırlay köylerinde geçirdi, ilk öğretimini Kırlay
köyü medresesinde aldı. 1895 yılından sonra Uralsk (Cayık) şehrinde akrabalarının yanında aile terbiyesi gördü. Burada
Mutiullah medresesinde okudu. Yine o sırada medresenin yanındaki Rus sınıfına da gitti. Orada Tatar
edebiyatı ile halk edebiyatını incelikleriyle öğrendi, Arap, Fars, Türk, Rus ve diğer halkların edebiyatları,
Şark ve Garb medeniyetleri ile tanıştı. Şark felsefesi ile aruz teorisini Mutiullah Hazretin kendisinden öğrendi.

abdullah tukay

Türk ceditçisi, göçmen Abdül-veli onu Türk ve Fransız edebiyatları ile tanıştırdı. Tukay daha sonra Abdülveli
için “dünyayı tanımak için gözümü açan kişi demiştir. Tukay medresede okurken şiirler yazmaya başladı.
1905 yılının başında Sosyal-Demokratlar organı olan Uralets gazetesine mürettip olarak girdi. Şehirde cereyan eden ihtilâl
hareketlerine de iştirak etti. Kâmil Muti’nin çıkardığı Fikir, El-Asrü’1-Cedit gazetelerinde, Uklar jurnalında
faal olarak çalıştı. Bu organların hem mürettibi, hem musahhihi, hem yazarlarından birisi, hem de redaktörü
idi. Cayık’ta Tukay’ın şairliği ve yazarlığı gelişti, şöhreti bütün Rusya’ya yayıldı.
Tukay, 1907 yılının güzünde Kazan’a döndü. O zamanki edebî-medenî muhitin merkezinde olgunlaştı.
A. Kemal ile birlikte Yesin (Şimşek), Yalt-Yult dergilerini çıkardı, El-Islah gazetesinde sık sık yazdı.
Şiir ve tenkid makalelerinde kendi devrinin siyasî, medenî, edebî meselelerini tartıştı, Tatar halkının
sevgili şâiri oldu.

abdullah tukay

15 Nisan 1913 tarihinde Kılyaçkin (Kileçkin) hastahanesinde tüberküloz hastalığından vefat etti.
A. Tukay’ı bütün Türk halkları kendilerine ya kın bildiler. Onun şiirleri dünyanın pek çok dillerine
tercüme edildi. Doğumunun 100. Yılı münasebeti ile Birleşmiş Milletler topluluğu (UNESCO) şâiri
uluslararası alanda tanıttı.

abdulah tukay

Şiirleri

KÜZ
Küremsiz, duşlarım köz kildi tısta;
Uzak turmas, kilir ak tunlı kış ta.
Kite başladı bizden indi kuşlar;
Alar bizden yırak cirlerde kışlar.
Misali zegfıran sargaydı urman;
İginçiler iginnerni de urgan.
Takır kaldı, Tatar başı kibi kır;
Azık izli – uça turgay da pır-pır.
Çıgıp baş kalkıta sahrada ucım;
Yaşil hetfe şikilli ite cim-cim.
Kuyaş ta yaktısın kimitti şaktıy;
Teessif! bastı zulmet, kitti yaktı.
Kolaknı şavlata indi suvık cil;
Tulıp içke, öre, misli kuvık, cil.
Niçeytsen de, künilsiz köz, künilsiz;
Çeçeksiz köz, ülensiz hem de gölsiz.
Mezarstanga uhşap kaldı kırlar;
Çiremsizdir tigiz cirler, çukurlar.
Ülip tursam idi min altı ayday; İrip bir
yuklasam min sarı mayday.
Şulay yuklap, behar citkende tursam,
Turıp tagı yaşil cirde utırsam,
Behitli şul zaman, min bik behitli,
Bulırmın şah, behitli hem tehitli.

GÜZ
Görüyor musunuz dostlarım, güz geldi dışarıda?
Çok sürmez, gelir ak donlu kış da.
Gitmeye başladı buradan şimdi kuşlar,
Onlar bizden uzak yerlerde kışlar.
Zaferan misali sarardı orman,
Ekinciler de ekinlerini biçtiler.
Tam takır kaldı, Tatar başı gibi kır;
Azık arar, uçar turgay da pır pır.
Çıkıp baş kaldırır, sahrada çim,
Yeşil kadife gibi parlar pırıl pırıl.
Güneş parlaklığını azalttı iyice;
Ne yazık, bastı karanlık, gitti aydınlık.
Kulağı uğuldatır şimdi soğuk yel,
Dolar içe, üfler, körük gibi yel.
Ne derseniz deyin, gönülsüzdür güz, gönülsüz;
Çiçeksiz güz, çimensiz hem de gülsüz.
Mezarltğa benzedi kırlar,
Çimensiz kaldı düzler ovalar.
Ölseydim ben altı aydır,
Eriyip bir uyuklasaydım tereyağı gibi
Öylece uyuyup, bahar gelince uyansam,
Kalkıp, yeşilliklerde otursam,
Mesut olurdum o zaman, pek mesut,
Olurdum padişah, bahtlı ve tahttı.Kaçan sun, iy fekıyr millet, beharın!
Kaçan kiter kiçin, kilir neharın?
Kilir melle kabirge min sörilgeç,
Kıyamet könde min ülip tirilgeç?
Ne zaman ey fakir millet, baharın! Ne
zaman gider gecen, gelir gündüzün ?
Gelir mi Allah ‘im, ben kabre düşünce,
Kıyamet gününde ben ölüp dirilince?

Tuqay abdullah tukay

ÜZ-ÜZİME
Tiliym bulırga min insani gali,
Tili künlim tegali bittevali.
Küfiil birlen soyam behtin
Tatarnm, Kürirge canlılık vaktin
Tatarnın. Tatar behti öçin min can
atarmın: Tatar bit min, üzim de çın
Tatarmın. Hisapsız küp minim milletke
vegdem, Kırılmas mı vavı, vallahi eglem?

KENDÎ KENDİME
istiyorum olmayı büyük insan,
Diliyor gönlüm yüksekleri.
Gönülden severim bahtını Tatar’ın,
Görmek için canlılık vaktini
Tatar’ın. Tatar’ın bahtı için can
atarım: Tatarım ben, kendim de saf
Tatarım. Pek çoktur benim millete
vaadim, Düşmez mi vavı, vallahü
âlem?*

 

TiLENÇi
Kış, buran, salkın hava, yafrak kaderli kar töse;
Cil kuva karnı, haman da kar “töşem” dip tartışa.
Sırgıra cil, ıkgıra, tik kar buranın arttıra;
Şul vakit mescid katında döm sukır bir kart tura.
Kiçe, köndiz uşbu cirde, tefirinin yazmış koni,
Kapçığın tutkan, şurana cey ve köz, yaz, kış koni.
Kızgamç hel, kızganç hel, bik kıyin bit, bik kıyin;
Birsegizçi bir tiyin tik, tefike tügil bit, tiyin.
Eytsem eytim indi sizge: Bu kişi bik bay idi;
içkeni baldan, şikerden, aşları tik may idi.
Bir zaman tutkan idi şöhretleri de dannarı
Bu sukır kartnm Kazan, Hankirmen, Astırhannarı.
Ul kibitler, min sinaytim, ul hisapsız mallan,
Kaysın alsan, şunsı hezir: göllerimi, alları.
Ul troyka atları, ul bik ma tur faytonnan,
Kayda ul tölki tulıplar, kayda, ay-hay, tunnarı.
Şep idi! Bik şep idi, min şunnan artık ni diyim?
Şır yalangaç bit, küremsiz, birsegizçi bir kiyim.
Barca hezretler idiler bu babay meftünneri,
Kalmadı bu kart öçin hiç itmegen efsünneri.
Başlarn salındırıp hem kekri-bökri burgalap
Yördiler bu kart yanında, yurga tayday
yurgalap.
Kayda bay helindegi cannan söyikli duşları,
Kayda kaçkan barçası: Gaynükleri, Ehmüşleri?
Kızganıç hel! Kızganç hel! bik kıyı bit, bik kıyı;
Birsegizçi bir tiyin tik, tefike tügil bit, tiyin.
Biş namaz sayın namaz ehline kul suzıp kala;
Kürmiy hem hezret bu kartnı, tik kırın küzni sala
E şulay mı? Akça barda bar da dus şul, bar da yar;
Akça isi çıkmıy tursa, bar da yanıfinan tayar!

DİLENCİ
Kış, boran, soğuk hava, yaprak gibi kar yağar;
Rüzgâr kovar kart, kar, “düşeceğim diye direnir.
Eser rüzgâr, uğuldar, kar hep şiddetini artırır;
O sırada, caminin yanında kör bir yaşlı durmakta.
Gece gündüz hep orada, her Allah ‘in günü,
Torbası elinde, dilenir yaz ve güz, bahar, kış günü.
Acınacak hâl, acınacak hâl, pek zordur, pek zor;
Versenize bir tiyin yalnızca, tenge değil, tiyin.
Anlatayım şimdi size: bu kişi pek zengin idi;
içtiği, baldan şekerden, yediği sadece yağ idi.
Bir zamanlar tutmuştu şöhreti, şanı,
Bu kör ihtiyarın, Kazan, Hanıkirmen, Astırahan.
O mandıraları nasıl anlatsam, o sayısız malları,
Hangisini istersen hazır: gülleri mi, alları mı ?
O üç atlı, o çok güzel faytonları,
Nerede o tilki kürkleri, nerede ah o elbiseleri?
Güzeldi, pek güzeldi, daha fazla ne diyeyim?
Anadan doğma, görüyor musunuz, versenize bir giyecek.
Bütün efendiler idiler bu ihtiyarın meftunları,
Kalmadı bu ihtiyar için yapmadıkları efsunları!
Başları önlerinde, sağa-sola çevirerek,
Yürürlerdi yaşlı adamın yanında yorga tay gibi
yorgalayarak*
Nerede o zenginlik günlerindeki sevgili dostları,
Nereye kaçtı hepsi: Gaynükleri, Ehmüşleri?
Acınacak hâl! Acınacak hâl! Pek zor, pek zor;
Versenize bir tiyin yalnızca, tenge değil, tiyin.
Beş vakit namaz ehline el açıp kalır;
Görmezki hazret bu ihtiyarı, yalnızca göz ucuyla bakar.
Ya öyle mi? – Akçe varken dost da var, yâr de var;
Akçe kokusu çıkmazsa, var olan da yanından kaçar.

 

PAR AT
Ciktirip par at, Kazan1
ga tup-turı kittim karap,
Çaptıra atlarnı küçir, sukkalap ta tartkalap.
Kiç idi, şartlık bilen nurlar çeçip ay yaltırıy,
İsken ekrin cil bilen yafrak, aÂaçlar kaltırıy.
Her taraf tın. Uy mina tik elle ni cırlıy, ukıy;
Nersedendir küz ilingen hem temam başkan yukı.
Bir zaman açsam küzim, bir törli yap-yat kır kürem;
Ah, bu nindi ayrılu? Gomrimde bir tapkır kürem.
Sav bul indi, huş, behil bul, i minim tugan cirim,
Min bulay, şulay item, dip, törli uy kurgan cirim.
Huş, gomir itken seher! indi yırakta kaldığız;
Ah! Tanış yurtlar, temam küzden de siz yugaldıgız.
İç pusa, yana yörek, hesret içinde, uyda min;
İçmasam, ipteş te yuk iç, tik ikev biz: Uy da min.
Ah, gönahım şumlıgı, bu kuçirı bik tın tagm,
Cırlamıydır bir matumın baldagın ye kalfagın!
Elle nersem yuk kibi, bir nerse yuk, bir nerse kim;
Bar da bar, tik yuk tugannar, min yatim munda yatim.
Munda bar da yat mina: Bu Mingali, Bikmulla kim?
Bikmöhemmet, Biktimir birsin de bilmiym, elle kim!
Sizden ayrılıp, tugannar! caysız, unaysız turu;
Bu turu, eytirge mömkindir, kuyaş, aysız turu.
Şundıy uylar birle taştay kattı-kitti başlarım;
Çişme tösli, ihtıyarsız aktı kitti yaşlerim.
Bir tavış kildi kulakka, yafigıradı bir zaman;
“Tu, şekirt! Çittik Kazan’ga, aldıbızda bit Kazan
” Bu tavış bik açtı künlim, şatlıgımnan can yana;
“Eyde çap, kuçir, Kazan’ga! Atların kuv: Na! Na-na!”
Eyte irtengi namazga bik matur, munlı azan; İy
Kazan! Dertli Kazan! Mufilı Kazan! Nurlı Kazan!
Mundadır biznin babaylar türleri, puçmakları;
Mundadır dertli künilnin hurları, ucmahları.
Munda hikmet, megrifet hem munda gıyrfan, munda
nur;
Munda minim niçke bilim, cennetim hem munda hur..

ÇİFT AT
Koşturup çift at, dosdoğru Kazan’a gidiyorum bakarak,
Sürüyor atları arabacı, mahmuzlayıp tartaklayarak. Geceydi,
sevinçle nurlar saçarak ay parlıyor, Esen hafif rüzgârda
ağaçlar, yapraklar sallanıyor. Her taraf sessiz. Fikrim bana
neler mırıldanıyor, okuyor, Nedense gözlerim ağırlaşıyor,
tamamen uyku bastırıyor. Bir zaman sonra açınca gözümü,
yabancı kırlar
görüyorum.
Ah bu nasıl ayrılık? Ömrümde sanki ilk defa görüyorum.
Sağ ol, şen kal, affet, ey benim doğduğum yer,
Benim türlü türlü hayaller kurduğum yer.
Hoş ömür sürdüğüm şehir! Şimdi uzaklarda kaldınız;
Ah, tanıdık evler, büsbütün gözden kayboldunuz.
İçim sıkılır, yanar yürek, kederli, düşüncedeyim;
Bir tanecik arkadaş bile yok, yalnız ikimiz: Fikrim ve ben.
Ah günahımın korkunçluğu, arabacı da pek sessiz,
Söylemez bir güzelin yüzüğü ve kalpağı türküsünü!
Sanki kimsem yok gibi, birşeyyok, birşeyki;
Var olan var, yalnız akrabam yok, yetimim, yetim.
Burada herşey yabancı bana: Mingali, Bikmolla da kim?
Bikmuhammed, Biktimir, hiçbirini tanımıyorum, bunlar
kim?
Sizden ayrılıp kardeşler, yurtsuz, güçlükle yaşamak;
‘ Güneşsiz, aysız yaşamak gibidir, bence.
Bu düşüncelerle kaskatı kesildi başım,
Pınar gibi, istemeden akıp gitti göz yaşlarım.

 

BİR TATAR ŞAGIYRiNiN SÜZLERi
Cırlap turam, turgan cirim tar bulsa da,
Kurıkmıym, söygen halkım bu Tatar bulsa da;
Kükrek birip karşı turam, mina millet
Hezirgi kön mil tık, uk atar bulsa da.
Unga, sulga avmıyım, henüz alga baram,
Yulda manig kürsem, tibem de avdaram;
Kalem kulda bula turıp, yaş şagıyrge,
Meglümdir ki, kurku birlen örkü haram.
Şiklenmibiz duşmannarnm köçindinbiz,
Bugingi kön Gali, Röstemnerge tin biz,
Şagıyr gomri hesret, kaygı kürse kürir,
Dulkmlanmıy turmıy iç sun olken difigiz.

BÎR T AT AR ŞAİRİNİN SÖZLERİ
Türkü söylerim, durduğum yer dar bile olsa,
Korkmam, sevgili milletim Tatar da olsa;
Göğüs gerip karşı dururum, bana millet,
Şimdi ok atıp, ateş edecek de olsa.
Sağa sola sapmam, ileri atılırım,
Yolda engel görsem, durmam aşarım;
Elinde kalem, yazıp duran genç şâire,
Bilinir ki, korkmak, ürkmek haram.
Endişelenmeyiz düşmanın gücünden biz,
Bugün artık Ali ile Rüstem’le denkiz;
Şâir ömrü boyunca kaygılanır, acı çeker,
Dalgalanmadan durulmaz engin deniz.Yahşılıkka irip kitem, alavız min,
Maktap söyliym izgi işni, bal avız min:
Bir yamanlık kürsem, sügem, maktıy almıym!
Ul tugrıda bik yavız, ay-hay, yavız min!
Yamanlıklar temam mini kutırtalar,
Tayak birle güya kursakka törteler,
“Nige bulay?” “Yramıy,” dip söylendirip,
“Tfu, çurtlar! Ahmaklar” dip tökirteler.
Eğer atsa nahak cirge bir-bir rami Mini, didim:
“Dust, bu remin hiç yaramıy.”
“Yalgış attın, ipteş, kiri al, dip, ugm”
Dustlık item, kadalganına karamıy.
Açı bulgaç künlim, şigrim açı çığa,
Begzan pisken dip uylasam da, çi çığa;
Uçırmakçı bulsam bılbıl kükregimnen,
Elle niçik, mır-mır itip, meçi çığa.
Maktavlıdır allı-gölli nerse tösi,
Temli nerse bula kübrek açı-töçi;
Şulay itip, açı-töçi yazsam da min,
Çıksa kirek yahşi niyatimnin uçı.
Puşkin ile Lirmontov’tan ürnek alam,
Ekrin-ekrin yugarıga ürlep baram;
Tav başına minip kıçkırmakçı bulsam,
Biyik cir bit, yıglırmın dip şürlep kalam.
Maksut citer, bara turgaç yul kıskarır,
Elle kayda yatkan hissiyat kuzgalır;
Bökri tügil, tözelirge kabir kötmiym,
Timim fiyzı minim künlimgi iz salır.
İyilik karşısında eririm ben, bal mumuyum,
Överim iyi şeyleri, tatlı dilliyim;
Kötülüğü kınarım, övemem!
O hususta pek katıyım, affedemem!
Kötülükler çileden çıkarır beni,
Sanki sopa ile döverler beni,
“‘Neden böyle? , “Olmaz diye söyletirler,
“Ahmaklar, aptallar derim, öfkelenirim.
Eğer atsa haksız yere, tek tek oku, atıcı,
Ben derim, dost, bu atışın yersiz,
“Hatalı atış yaptın, arkadaş geri al okunu ,
Dostluk gösteririm sana, vurduğuna bakmadan.
Kederlenince gönlüm, şiirim gamlı olur,
Pişti diye düşünürüm, ama çiğ olur;
Uçurmak isterim göğsümden bülbül,
Birdenbire miyavlayan kedi olur.
Överler allı güllü, renkli şeyleri,
Lezzetler oluverir zehir; acı;
Böylesine acı acı, zehir yazsam da ben,
Anlaşılmalıdır iyi niyetimin tamamı.
Puşkin ile Lermontov ‘u örnek alırım,
Yavaş yavaş yukarıya yükselirim;
Dağın zirvesine çıkıp bağırmak istersem,
Koca dağdan, düşerim diye korkarım.
Maksada ulaştıkça, gide gide yol kısalır,
Bir yerlerde yatan hislerim uyanır;
Eğri değilim, doğrulmaya mezar beklemiyorum,
Tanrı ‘min feyzi gönlümde iz bırakır.

 

KITMIYBİZ
Kara yözlir bizni bulmas işki tiklif ittilir:
– Sizgi munda yuk irik, sultan cirini kit! – dilir.
Kitmibiz biz, bizge anda mundagıdan iş kıyı:
Mundagı un urnına ul cirde unbiş şpion.
Mundagı töslüktir anda hem Kazaklar gaskeri;
Kamçılar-şul iski kamçı, başkalık-tik fesleri!
Anda bir bardır hezineni talavçılar, şökir; :
Aç mujiktan sun kisekni tartkalavçı bar, şökir!
Biz cüler mi, üzibizni utka iltip nik tirik?
Bu kızu cirden çıgıp, tagm sekarge nik kirik?
Biz küçerbiz, in ilik küçsin bizim emsarıbız,
Hem de kaytsm munda ütkergen bizim egsanbız.
Munda tudık, munda üstik, mundadır biznin ecel;
Beylemiş bu cirge bizni Tefiribiz (gıyzzi ve cel).
İn böyik maksat bizim: -hör memleket, hör Rusiya!
Tiz gine kuzgalmıybız biz, i göruhi ru siyah!
Ap-açık bu bir cavaptır, süzde tügil, basmada:
isli luçşi vam,
Tuda sami pojalti, gospada!

GİTMEYİZ!
Kara yüzlüler, bizi olmayacak işlere zorladılar:
Burada yok size hürriyet, sultanın ülkesine gidin, dediler.
Gitmeyiz, orada işimiz buradakinden daha zordur,
Burada casus on taneyse, orada onbeştir.
Buradaki gibidir oradaki zorba askerler;
Kamçılar aynı kamçı, tek fark, feslidir onlar!
Orada da millî serveti yağmalayanlar var elbette;
Aç köylüden son lokmayı çekip alanlar var, elbette!
Deli miyiz, kendimizi neden ateşe atalım?
Cennetten çıkıp, neden cehenneme girelim?
Biz göçeriz, ancak göçerse bizim şehirlerimiz,
Geri dönerse burada geçirdiğimiz asırlarımız.
Burada doğduk, burada yetiştik, burada öleceğiz;
Bağlamış buraya bizi yüce Tanrı ‘mız.
En büyük maksadımız: “Hür memleket, hür Rusya!
Yurdumuzdan ayrılmayız, ey kara yüzlüler!
Apaçak cevaptır bu, sözlü değil, hem de matbu:
Kendiniz gidiniz efendiler, sizin için iyi olacaksa bu!.

 

TUGANCİRiME
Ayrılıp kitsem de sinnen, gumrimin tanında min,
İy Kazan artı! Sina kayttım söyip tagm da min.
Ul tanış kırlar, bulmnar tarttı evvel hissimi,
Tarta turgaç, kuymadı, kaytardı ahır cismimi.
Kıssa da sinde fekıyrlikler, yatimlikler mini,
İzse de üz işlerimnen hur ve kimlikler mini,
Ütti indi ul zamannar, uçtılar şul kuş kibi;
Uylasam, ul könnerim tik kiçte kürgen töş kibi.
Berse de dulkınnanfi, hiç almadı, gark itmedi,
Aldı dürt yagımnı yalkın, yakmadı, hark itmedi
Bu sebepten anladım min, i tugan cirim, sinin
Canga yagımlı ikendir yalkınm da dulkmın!
Cömleten izgi iken iç: İnişin, çişmen, kırın,
Yullann, avıl, evin, kibennerifi de indirin;
Her fusul-ı erbegan: Yazın, közifi, cey, kış konin;
Barca, barca ak uyık, kindir, çabata, ıştırm!
Hem kötüçin, itlerin, ügiz, sıyır, sarıkların;
Barçası yahşi: Büri, cin, süreli, sariklarıfi

 

DOĞDUĞUMYERE
Ayrılıp gitsem de senden, ömrümün tanında ben,
Ey Kazan ötesi! Sana döndüm daha çok severek ben.
O tanıdık kırlar, alanlar çekti evvela hissimi,
Cezbedince, bırakmadı, geri getirdi sonunda cismimi.
Sıksa da, sende yetimlikler, fakirlikler beni,
Ayırsa da akranlarımdan horluk ve kötülükler beni,
Geçti artık o zamanlar, uçtu şu kuş gibi;
Düşünüyorum, o günler, gördüğüm bir düş gibi.
Çarpsa da dalgaların, hiç almadı, boğmadı,
Sardı her tarafımı alev, yakmadı, kavurmadı.
Bu sebeple anladım ki, ey doğduğum yer, senin, .v,
Cana yakınmış dalgaların ve alevlerin!
Ne kadar güzelmiş, deren, çeşmen, kırın,
Yolların, sokağın, evin, ot yığının, ambarın;
Dört mevsimin, baharın, güzün, yaz ve kış günün;
Bütün, bütün ak şalvarın, kendir, çarık, çorabın!
Ve çobanın, köpeklerin, öküz, sığır, keçilerin;
İyidir bütün kötülerin, vardır bence, yokların.

 

TİATR
Halıkka dersi gıybrettir tiatr,
Künilde yuklagan dertni uyatır.
Tiatr yaktılıkka, nurga ilte,
Kiri yulga cibermi, unga ilte.
Tiatr köldiredir, uynatadır,
Tagı utken gumirni uylatadır.
Kürirsin anda üz helin, kölersin,
Kölerlik bulsa, bulmasa, yılarsın.
Kürirsin turmışın nindi: çitiş mi?
Çitiş bulmasa, kay ciri citişmi?
Tözetirsin şunı, tekmil itersin,
Şulay şaktıy bilim tehsıyl itersin.
Üser yahşiliğin, sin yansı bulsafi,
Oh kanlı iter ul, vehşi bulsan.
Tigiz küre bötin cannı tiatr:
Kirek kul bul, kirekse impirator.
Mökatdes ul, böyik ul, gali zat ul;
Temam hor ul, ve bik kin ul, azat ul.
Ve ul daril-gulüm, daril-edeptir,
Hulıklarnı tözetmekke sebeptir.
Velekin şartı bar: yahşi tözilse,
Eğer himmet agaçmnan özilse,
Ul alma mötdeti tulganda pişkeç,
Kızargaç hem matur bulgaç, citişkeç.

TÎYATRO
Halka derstir tiyatro, ibrettir,
Gönülde uyuyan derdi uyandırır.
Tiyatro, aydınlığa, nura iletir,
Geriye değil, doğruya ulaştırır.
Tiyatro, güldürüp eğlendirir,
Geçip giden ömrü düşündürür.
Orada, kendi hâlini görüp, gülersin,
Gülünç ise, değilse ağlarsın.
Görürsün hayatının nasıl olduğunu, mükemmel mi,
Değilse, neresi kusurludur?
Tanzim edersin hayatını, tamamlarsın,
Böylece pek çok ilim tahsil edersin.
Artar iyiliğin, eğer iyiysen,
Yumuşak başlı eder, vahşiysen.
Eşit sayar herkesi tiyatro:
İster kul olsun, isterse imparator.
Mukaddestir, büyüktür, yüce zattır o.
Büsbütün hür o, ve pek geniş o, özgür o.
O ilim yuvası, edep yuvasıdır,
Yaradılışları islâl için vesiledir.
Lâkin şartı var: Kötüye kullanılmazsa,
Himmet ağacından koparılma.
Olgunlaşma müddeti dolup, pişerse,
Kızarırsa, güzelce yetişirse.

 

BEYREM VE SABIYLIK VAKITI
Sabıy vaktin sagınmakta her şagıyr de,
Açı-temli hıyaldır bu her şagıyrge;
Beyrem citse, minim de isime töse;
Uynamakçı bulam sıybyan birlen birge.
Töse iske garefe kiç yatkan çağım
Uylap: “Kayçan tan?” dip, ul atmagan tanım;
Teti çitik, teti külmek, ıştannarnı Baş astıma
öyip kuyıp yatkan çağım. Tan aldırman yanlış
yuklap kitken çağım, Töşimde de nurlı beyrem
kotken çağım; Enkeyimnin tavışları kulağımda:
“Gayıt çitti, tur, appagım! Tur, appagım!”
Tan atkaçtm, uram buyı çapkan çağım,
Megsumane lezzet, huzur tapkan çağım;
Kurban iti, törli temli aş östine,
Gayıt ukıp, köle-köle kaytkan çağım.
Uylasafi ul yaktı könni, kile küz yaş,
Huzur la sun! İnsan öçin bu hel, bu yaş!
Beyrem könni kükten cirge nurlar aga,
Eytirsin le çıkkan bu kön iki kuyaş!
Tefiri! Çigirçi yaşimni, sinnen surıym,
Tilegimni sinnen surmıy, kimnen surıym;
Beyrem könni gine sabıy bulıp turıym,
Rehetlenip, sikrip, kölip, uynap yöriym!

BAYRAM VE ÇOCUKLUK ÇAĞI
Çocukluğunu özler bütün şâirler,
Acı tatlı hâtıradır bu, her şâire;
Bayram gelince, ben de hâtıralarım,
Oynamak isterim, çocuklarla beraber.
Arafegecesi, heyecanla uyuduğum çağlarım,
Sabahı iple çekişim, bir türlü atmayan tanım;
Yeni pabuç, yeni gömlek, yeni pantolonu
Yastığımın altına koyarak uyuduğum çağlarım.
Sabaha karşı uykuya daldığım günlerim,
Rüyamda bile nurlu bayramı beklediğim günlerim;
Anneciğimin seslenişi hâlâ kulağımda: ”
Bayram geldi, kalk yavrucuğum! Kalk, yavrum!
Tan attıktan sonra sokak boyunca koştuğum günlerim,
Masumane lezzetler ve huzur bulduğum günlerim,
Kurban eti, lezîz bayram pilavı üstünde,
Namaz kılıp, güle oynaya döndüğüm günlerim.
Düşününce o güzel günleri, akar gözden yaş,
Huzurluydu o zamanlar, ne hoştu o yaş!
Bayram günü, gökten yere nurlar yağar,
Sanırsın ki o gün iki güneş birden doğar.
Tanrı ‘m! Çocukluğuma döndürmendir dileğim,
Dileğimi, senden başka kimden dileyeyim;
Bayramlarda yine çocuk olayım, Rahatlayıp, koşup
gülüp oynayayım.

 

ŞAGIYR
Yıllar ütip, bara turgaç kartaysam da,
Bökrim çıgıp bitse de, helden taysam da,
Künlim minim yap yaş kalır, hiç kartayma,
Canım köçli bulıp kalır, helden taymas.
Kükregimde minim şigır utım sav mı?
Küterem min, kart bulsam da, avır tavnı;
Küflümde kön haman ayaz, haman da yaz,
Şagıyr küfümde kış bulmıy da kar yavmıy.
Bulmamın, yuk, kartaysam da, çm kart kibi,
Utırmam tik, yuk bar tilek tili tili;
Minmemin min, Huday kuşsa, miç başına,
Şigırlerden kilir mina kirek cılı.
Cırlıy, cırlıy ülermin min ülgende de
Deşmiy kalmam Gazrailni kürgende de;
“Biz kitebiz, siz kalasız!” dip cırlarmın,
Cesadimni tufrak birle kümgende de.

ŞAİR
Yıllar geçip gitse, yaşlansam da,
Belim bükülüp, zayıf düşsem de,
Gönlüm benim genç kalır, hiç yaşlanmaz,
Ruhum kuvvet bulur, zayıf düşmez.
Göğsümde benim şiir ateşi varsa,
Koyarım dağı, dağın üstüne, yaşlansam
da, Gönlüm ferah, mevsim artık yaz,
Şâir gönlünde kış olmaz, kar da yağmaz.
Olamam, hayır, yaşlansam da gerçek yaşlı gibi,
Oturamam yalnız, hayâl kurarak;
Kurulamam, Tanrı emretse bile, soba başına,
Şiirlerimden gelir bana gerekli sıcaklık.
Şiir söyleye söyleye ölürüm, vâdem yetince,
Soru sormam Azrail’i görünce;
“Bizgideriz, siz kalırsınız!, derim şiirle,
Cesedim toprağa gömülürken de.

 

UMID
Çıkçı, i fikrim kuyaşı! Kitsin östifinen bulıt,
Bu ülik vöcdannı canlandır, cılın birlen cılıt!
Min adaştım, tugrı yulga ul turıp kündirmese;
Dürt yağım gıysyan utı, sünmes hiç, ul sündirmese.

UMIT :
Doğ, ey fikrimin güneşi! Kalksın üzerinden bulut,
Bu ölü vicdanı canlandır, ateşinle ısıt!
Şaşırırım, o doğru yola sevk etmezse;
Her tarafımda isyan alevi, sönmez asla, o söndürmezse..
Bir bitü çukrında min, yuktır necat, kurtkarmasa;
Mengi tutmır nerse yuktır, ul kilip cip salmasa.
İy minim yaktırtuçım! Tik sin mina her cirde şem;
Nerse ul dönya kuyaşı, sin mina nur birmesefî!
Bir yözin kürsetsene, tugsm güzel könner minim;
Çeçkeler atsın ömid bakçamda al geller minim.
Min karangıda hezir, ütsin bu tan. atmas kiçem;
Taş yutam ikmek bilip hem zehr içem saf su disem.
Bir tigiz cirdir disem, bassam ayagımnı, bata;
Küp vakıtta siskenem, yanlış tutıp, kuş dip, baka.
Kap-karangı, ufinı-sulm kürmiym asnı-ösni min;
İrkeliym duşmannı, çençem çın-hakıykat dustnı
min.
Kıskası: Cansız da, vöcdansız da min, yaktırmasan;
Min eli kaya baram? Cuygan izim taptırmasan!
Yuk, kuyaşım, min bilem, sinbatmagansm
mengige;
Sin de, vöcdan, bir turırsın, yatmagansm mengige.
Yuk! Tüben kalmas bu can: Fitratta gali bulgan ul;
Kismek östinde kara kuş, ittifakıy kungan ul!
Bir ölüm çukur undayım, yoktur kurtuluş, o
kurtarmazsa;
Tutunacak dal yoktur ebediyen, o gelip ip uzatmazsa.
Ey benim aydınlığım! Yalnız sensin bana her yerde mum;
Güneşin hükmü yoktur, sen beni aydınlatmazsan!
Bir kere yüzünü gösterirsen, doğar bana güzel günler,
Çiçekler açar ümit bahçemde, açar al güller.
Karanlıktayım, geçsin, bu şafak atmayan gecem;
Taş yutarım ekmek sanarak, saf sudur diye zehir içerim.
Dümdüz yerdir derim, basınca ayağımı, yer çöküverir;
Çoğu zaman irkilirim, kuş sanarak tutarım kurbağa.
Kapkaranlık, sağı solu, aşağıyı yukarıyı göremem ben;
Severim düşmanı, süngülerim gerçek dostu ben.
Kısacası, cansız ve vicdansız olurum, eğer
aydınlatmazsam;
Ya ben nereye gideyim? Kaybettiğim izi göstermezsen!
Hayır, güneşim, bilirim sen batmayacaksın ebediyen;
Sen, vicdana benzersin, uyumazsan ebediyen.
Hayır, bayağı olamaz bu ruh, yaradılıştan yücedir;
Hatıl üzerine kam kuşun konması kadar da tabiîdir.

 

MEHEBBET
Cir yaşermes, göl açılmas, töşmiy yangır tamçısı;
Kaydan alsın şigri şagıyr, bulmasa ilhamçısı. Bir
güzelden kaysı şagıyr, eytiniz, ruhlanmagan? Bayronm,
Lirmontovm mı, Puşkinın mı – kaysısı? Faydasız bir it
kiseginnen gıybarettir yörek, Pare-pare kismese gıyşık,
mehebbet kayçısı. Tişlerinin gevherinnen kabızıp aldım
mine Min bu şigri, eytseniz le, inciden kim kay töşi?
Bu Tatar şagıyrlerin mömkindir artka kaldım, Alga
sörsin gaşıykıy ancak mehebbet kamçısı. Hiç hucalıkm
kabul itmem bötin dönyaga min, Bulmağa mömkin
iken gıyşık, mehebbet yalçısı. Emma lezzetli de sun
yaşrin gazap, yaşrin yanu! Bar miken, bilmiym, munm
minnen büten
afilavçısı?
Barca ehrar-ı mehebbet minnen unda, zan item,
Kayda Ferhat birle Mecnûn! Min alamın tafiçısı!

MUHABBET
Toprakyeşermez, çiçek açılmaz, düşmezse yağmur
damlası,
Nasıl yazsın şiiri şâir, olmazsa ilhâtncısı.
Bir güzelden hangi şâir, söyleyiniz, ruh almadı?
Bayron mu, Lermontov mu, Puşkin mi, hangisi?
İşe yaramaz bir et parçasından ibarettir yürek,
Parça parça doğramazsa, aşk ve muhabbet makası.
Dişlerinin cevherinden ilham aldım işte,
Ben bu şiirimde, söyleyiniz, inciden nesi eksik?
Tatar şâirlerini geride bırakırım belki,
Yeter ki ileri götürsün beni aşkın kamçısı.
Hiç hükümranlığı kabul edemem, bütün dünyaya ben,
Olmak mümkünken aşk, muhabet hizmetçisi.
Ancak zevklidir de, gizli ıztırap, gizli yanış!
Var mıdır, bilmem benden başka aşkın anlayıcısı? Bütün
yanan âşıkları kendimden üstün zannederdim, Nerede Ferhat
ile Mecnun! Benim, âşıkların en şöhretlisi!

 

SONRA
(Lirmontovtan özgertilgen)
Bir mehebbetnin gazabın mihnetin sizgen kişi,
Bir söyip argan ve cömle nerseden bizgen kişi –
Küfüi buzlangan kişidir: Hiç tagm bir kat söymes,
İndi ul birkim öçin de gam yimes hem “Ah!” dimes.
Bitti evvelgi uçmmaklar, avır ul, gir kibi,
Hiç eçilmeske mehebbetke yumılgan kirpiği.
Süzleri salma anın, kuygan kibi kurgas bilen!
Küzleri indi yüyişlenmiy anın küz yaş bilen.

SONRA
(Lermontov’dan tercüme)
Bir kere aşkın ıztırabını, mihnetini çeken insan,
Bir kere sevip yorulan, herşeyden bıkan insan,
Gönlü buz tutmuş; bir daha hiç sevemez,
Artık başkası için gam yemez ve ah, demez.
Biter evvelki uçarılıkları, vakur olur,
Hiç açılmaz sevgiye, yumulan gözleri.
Sözleri ağırdır, kurşun gibi!
Artık ıslanmaz gözleri, gözyaşlarıyla.Hervakıt ul indi yalgızlık soya, zulmet soya,
Bir pigamber yeki bir derviş kibi – gazlet soya.
Faydası yuk, törli hissiyat utı birlen yanıp,
Küfili kalgan köl, kümirge eylenip, hissizlenip.
Misli şul: Urman içinde bir yasin sukkan ağaç,
Bir heya tının suvı kurgaç, yuyişlik bulmagaç, –
İndi ul mengi tamir ceymes, butaklanmas tagm,
Bir yanıp sündi, ikinci kerre yarmas yafragm.
Artık, sâdece yalnızlığı, karanlığı sever,
Peygamber gibi, derviş gibi, uzleti sever.
Faydası yok, duygu ateşiyle yanan
Gönlü kül oldu, kömüre dönüşüp, hissizleşti.
Bu, ormanda bir ağacın, yıldırım düşmesiyle,
Canlılığını kaybetmesine, kurumasına benzer.
Artık o, sonsuza kadar dallanıp, budaklanamaz.
Bir kere yanıp söndü, bir daha yaprak vermez.

 

TUGANTiL
İy tugan til, i matur til, etkem-enkemnifi tili!
Dönyada küp nerse bildim sin tugan til arkılı.
İn ilik bu til bilen enkem bişikte köylegen,
Annarı tönner buyi ebkem hikeyat söylegen.
İy tugan til! Hervakıtta yardemin birlen sinin,
Kiçkineden afilaşılgan şatlıgım, kaygım minim.
İy tugan til! Sinde bulgan in ilik kılgan dugam:
Yarlıkagıl, dip, üzim hem etkem-enkemni, Hudam.

ANADİLİM
Ey ana dilim, ey güzel dil, anamın, babamın dili!
Senin sayendedir, dünyada öğrendiğim her şey
Bu dil ile evvelâ, annem ninni söylemiş,
Sonraları, geceler boyu ninem masal anlatmış.
Ey anadilimi Her zaman yardımınla senin,
Küçüklükten beri hissederim sevincimi, kederimi.
Ey anadilim! Seninleydi ettiğim ilk duam:
Affet demiştim, beni, annemi ve babamı Tanrı’m.

 

MILLî MUNNAR
İşittim min kiçe: Birev cırlıy
Çın biznifiçe matur, milli köy;
Başka kile uylar törli-törli,
Elle nindi zarlı, munlı köy.
Üzlip-özlip kine eytip bire
Tatar künli niler sizgenin,
Miskin bulıp turgan öç yoz yılda
Tekdir bizni niçik izgenin.
Küpmi mihnet çikken biznifi halik,
Küpmi küz yaşleri tügilgen,
Milli hisler bilen yalkmlanıp,
Sızılıp-sızılıp çığa künlinnen.
Heyran bulıp, cırnı tınlap turdım,
Taşlap tüben dönya uylarm,
Küz aldımda kürgen tösli buldım,
Bulgar hem Agıydil buylarm.
Tüzalmadım, bardım cırlavçıga,
Didim: “Kardeş, bu köy nindi köy?”
Cavabında milletteşim mina:
“Bu köy bula, didi, Ellüki!”

MİLLİ TÜRKÜLER
İşittim dün gece, biri türkü söyler,
Gönlümüzce güzel, bizim türkümüz,
Türlü düşünceler ilham eder,
Öyle ağlamaklı, kederli türkümüz.
Dertli dertli yavaşça söyler,
Tatar gönlü neyi hisseder;
Güçsüz düşmüş, son üçyüz yılda,
Kader bizi ezmiş nasıl da.
Az mı mihnet çekti milletimiz,
Az mı gözyaşı dökülmüş,
Millî hislerle alevlenip,
Uzayıp uzayıp yükselir gönlümden.
Hayranlıkla türküyü dinledim,
Bıraktım, âdi dünya kaygılarını,
Gözümün önünden geçer gibi oldu,
Bulgar ve Akidil boyları.
Dayanamadım, gittim, türkü söyleyene,
Dedim: “Kardeş, bu hangi türkü?
Cevap olarak soydaşım bana:
“Bu türkünün adı, dedi, “Ellüki.

 

TUGAN AVIL
Tav başına salmgandır biznifi avıl,
Bir çişme bar, yakın biznifi avılga ul;
Avılıbrznm yemin, suvı temin bilem,
Sunar küre soyam canım, tenim bilen.
Huday şunda can birgen, min şunda tugan,
Şunda evvel Kur’an ayatin ukıgan;
Şunda bildim resülimiz Muhammetni,

Niçik mihnet, cefa kürgen, niçik turgan.
İsten çıkmıy munda minim kürgennerim,
Şatlık bilen uynap gumir sörgennerim,
Abıy bilen birgeleşip, kara cirni
Suka bilen yırtıp-yırtıp yörgennerim.
Bu dönyada, belki, küp-küp işler kürim,
Bilgisizdir kaya taşlar bu tekdirim;
Kaya barsam, kayda tursam, nişlesem de,
Hetirimde mengi kalır tugan cirim.

DOĞDUĞUM KÖY
Dağ başına kurulmuştur köyümüz,
Bir çeşme var onun yakınında;
Köyümüzün güzelliğini, suyunun tadını bilirim,
Onun için severim, ruhumla, varlığımla.
Tanrım burada yaratmış, burada doğmuşum,
Burada, evvelâ Kur’an âyetlerini okumuşum,
Öğrendim burada Resulümüz Muhammed’i.

Nasıl mihnet, cefâ çektiğini, nasıl yaşadığını. 

Hatırımdan çıkmaz burada gördüklerim, 

Neşeyle oynayarak ömür sürdüğüm,
Ağabeyimle beraber, kara toprağı,
Saban ile sürerek, günler geçirdiğim.
Bu dünyada, belki, pekçok işler yapacağım,
Belli değil, nereye sürükler beni kaderim;
Nereye gitsem, nerede dursam, ne yapsam da,
Hatırımda ebedîkalır, doğduğum yer.

 

…GE
Şagıyrim! kudsiyatifî bulsın sinin kürdinde sir;
Dönyadan şagıyr ikeninni yaşir, dustım, yaşir.
Bilmesinner – kaysı cirden ağıla bu kudretin.
Sin, İetıyf tenner kibi, kürsetmegil çın suretin.
Hervakıt, her cirde sin başka kiyimnerge törin:
Ya cüler bul, ye mezahçı bir kişi tösli kürin.
Birme sir hiçkimge, söyleşsefi, söyleş östen gine;
Köl – karangı yöz birü ancak kilişmesten gine.
Çitke bur – süz kilse karşında şigırler babına;
İptesin şagıyr gine bassın ayak – mihrabına.
İtme üz turmışnı, tap başka cihan, başka heyat;
Dönyanm buş şav-şuvı şagıyrge çit, şagıyrge yat.
Kim gine bulsafi da bul, – yuk ansına hiçbir süzim,
Tik süzim şuldır sifia: Saklan buludan üz-üzin.
Bil: kilişmiydir sina bu vak megıyşet, vak turış,
Çönki mengige uçalmas, yurtta küp asralsa kuş.
Feyzi bakıy – taci şagıyr mengige bulmas sina,
Vaksımp sin töşsen altın şıltıravı astına.
Baş ime – zur sin, – bu edna canlılar dönyasma;
Padişah sin! Bik kirekse, baş isin dönya sina.
Taş yörekler kırsalar künlinni, tüz, indeşme sin;
işleri şul: Bulgasmnar, eyde, zemzem çişmesin.

…£
Şâirim, kutsiyetin olsun gönlünde senin sır;
Şâir olduğunu kimseye söyleme dostum, sakla.
Anlamasınlar, nereden kaynaklandığını kudretinin,
Latif varlıklar gibi gösterme sen, gerçek suretini.
Her zaman, her yerde başka kılıklara bürün:
Verme kimseye sır, onlarla sohbet ederken;
Gül, kederli yüzle çıkma onların karşısına.
Kenara çekil, söz açılırsa şâirler bâbınd;
Sadece şâir arkadaşın bassın ayağını, mihrabına.
Dalma bu hayata, bu başka dünya, başka hayat;
Dünyanın boş işleri, şâire uzak, şâire yad.
Kim olursan ol, orasına hiçbir sözüm yok,
Yalnız şudur sana tavsiyem:
Kaç kendi kendin olmaktan.
Bil, yaraşmaz bu küçük maişet, bu duruş,
Sonsuzluğa uçamaz, ne kadar beslense de kuş. ,
Feyzi sonsuz şairlik tacı ebediyen senin olmaz;
Küçülerek düşsen altın sesinin peşine.
Büyüksün, baş eğme, bu âdi canlılar dünyasında;
Pâdişâhsın, gerektiğinde baş eğsin dünsa sana.
Doğrul, cevap verme, taş kalpliler kırarlarsa kalbini;
Bütün işleri, bulandırmaktır zemzem çeşmesini1
.

 

KUNIL
İnkisar it gatinçe, yan, küfiil, sızlan, küfiil!
Küp söyiklidir bötinnen – Tenrige smgan künil.
Her minut minnen tili dönya küfiil cimişlerin,
Nerse pissin, bulsa yalkmsız künil, süngen küfiil?
Alga sevk it sahibiimi, bul çıdavda taş kibi,
İy feleknin törli-törli zulmine küngen küfiil!
Yaltıra, yaktır – kilişsin kalibi saf şagıyre,
İy munarçı törli tap-tutlarga örtilgen künil!
Şundıy gali matlabın – min can birirge urnı bar,
İy yugarılık bilen tipken ve silkingen küfiil!
İgtilâ itsen, kanatın aç, – bakıt çitti bugay,
İy tumıştan garşi eglâlarga cilkingen küfiil!
Sin yularsın her helaketten – ışanıç bar sina,
Yar çitinde turganımda, yardemin bulgan künil!
Yahşi anla: Yuk safa insanlıgınnı cuymıyça,
İy şunı saklav yulında küp gazaplangan küfiil!

GÖNÜL
Âdetince, kırıl, yan gönül, sızlan gönül!
Pek azizdir, samimiyetle Tanrı ‘ya itaat eden gönül.
Her ân benden diler dünya, gönül yemişlerini,
Ne olgunlaşır, olunca ışıksız gönül, sönmüş gönül?
İleri sevk et sahibini, ol tahammülde taş gibi,
Feleğin zulümlerine boyun eğmiş gönül!
Parla, parlat, yarasın, saf kalpli şâire,
Şimdiye kadar günâhla örtülmüş gönül!
Böyle yüce arzuya, bin can verilse yeri var,
Yücelmek için çırpınıp, didinen gönül!
Yüksel, aç kanadını, vakit yetti artık,
Ey yüceler, yükseler için yaratılmış gönül!
Sen kurtarırsın beni her felaketten, inancım var buna,
Yar başında beni tutan gönül!
İyi dinle: Sefa yok, insanlığını kaybetmedikçe,
Ey onu muhafaza yolunda çok muztarip olan gönül!

 

TEREDDÜT VE ŞÜBHE
Bir şıtırdavnı işitsem, avzıma canım kile;
Uylıymm: Şilte kıylırga elle vöcdanım kile.
Aptırıyım: Yuk izgi iş yatkanda da, turganda da; iş
kuşarga karşıma herdemde şeytanım kile.
Nerse kürdim bu cihanda? Ni bitirdim?
Uylasam: Aldıma çın iz ve yuldan çitke tayganım kile.
Cırlıymm, lekin cırımnan fayda bar mı halkıma?
Bir melekten yeki şaytannan mı ilhamım kile?
Ras, bu şagırlik bilen min çmlap uk avrıym bugay;
Bir-bir artlı retlenip, meydanga divanım kile.
Min sizem, dönya yözi düzeh-cehennemdir mina;
Bir şigır yazsam gına, cennet ve rizvanım kile.
Her karaltkan kegazim de sanki bag, bostan bula;
Her heriften karşıma vildan ve gıyılmanım kile.
Şigrimi yazdım, basıldı, min tagm zur kaygıda:
Fikrime yuk-bar bilen ismimni iglanım kile.
Hiç riza bulmıym üzimnen yazgammnan sunra min;
Her zaman küz aldıma kimlik ve nuksanım kile.
Kayvakıtlar her segadetten ömidimni özem,
Elle kaydan şunda ikbal atlı çulpanım kile.
Yaltırıy ul küklerimde, küp ömidler arttıra:
Küz yaşim sörtirge güya nazlı cananım kile.

TEREDDÜT VE ŞÜPHE
Bir çıtırdı işitsem, yüreğim ağzıma gelir;
Şüphelenirim: itiraz etmek için vicdanım gelir.
Şaşırırım: Yok iyi iş, yatınca da, kalkınca da;
İş yaptırmağa her ân karşıma şeytanım gelir.
Ne gördüm bu cihanda? Ne yaptım? Düşününce;
Karşıma, hakikat yolundan ayrıldığım gelir.
Şiir söylerim, lâkin şiirimden fayda var mı halkıma?
İlhamım melekten mi, yoksa şeytandan mı gelir?
Doğru, şairlik ile gerçekten malûl olmalıyım ki,
Birbiri ardınca sıralanarak, meydana dîvânım gelir.
Sanırım, yeryüzü cehennemdir benim için;
Bir tanecik şiir yazarsam, cennet ve Rıdvan ‘im gelir.
Karaladığım her kâğıt, sanki bağ ve bostan olur, .
Her harfle karşıma Vildân ve Gılmân ‘im gelir.
Şiirimi yazarım, basılır, ben hâlâ endişeliyim,
Var yok ile fikrime, ismimi ilânım gelir.
Hiç beğenmem yazdıklarımı sonra ben,
Gözümün önüne, her zaman noksanım gelir.
Bir ân gelir, her saadetten ümidimi keserim,
Birdenbire ikbâl adlı çolpanım gelir.
Parıldar o, göklerimde, ümidimi artırır,
Gözyaşımı silmeğe, sanki, nazlı sevgilim gelir.

 

İSİMDE
(Rusçadan)
İskimde kurka-kurka törli uylar uylagan çaklar,
Gafifane ve megsumane kölgen, uynagan çalkar
İsimde hem içimnen kötkenim yaktı behitlerni,
Tilep yaşrin gine – rehet, segadetli vakıtlarnı.
İsimde, in ilikki saf mehebbet derti kuzgalgaç
İlahi bir telezzizden birinci kerre tamgan yaş,
Yaratkanım, kanımnın köygeni, hesretle yanganım,
“Soyam!” – dip eytkenim, şunda kızarganım,
uyalganım.
Zaman kiçti, sular aktı, hezir yuk indi ul yalkm,
Kızu sündi yörekte, mengilikke indi ul salkın.
Tınıç kaldı yörek, şav-şuv ve gavgadan temam tındı,
Munayıp tibrene tik bir tehettırdan gına indi.

HATIRIMDA
Hatırımda, korkarak aklımdan bâzı fikirler geçirdiğim
günler,
Afîfâne ve masumane gülüp oynadığım günler,
Hâtınmdadır için için beklediğim, aydınlık baht,
Dileyip gizlice, rahat ve mesut olduğum günler.
Hatırımda, ilk defa masumca aşk derdi uyanınca,
İlk olarak ilâhîbir zevkle akıttığım gözyaşı,
Âşık oluşum, kanımın tutuşması, hasretle yanışım,
“Seviyorum! diye söyleyişim, o ân kızarışım, utanışım.
Zaman geçti, sular aktı, şimdi yok artık o alev,
Ateş söndü yürekte, ebediyen artık o soğuk.
Sükûn buldu kalp, hay huy ve kavgadan kurtuldu,
İncinip kırılmakta, yalnız hatırlamakla bile.

 

İŞTEN ÇIGARILGAN TATAR KIZINA
(“Zileylük” köyine)
Söyalgensifi çatta baganaga,
Yafrak tösli sarı yözlerin,
Kızganmıyça küfilim çıdıy almıy:
Bigrek mufilı karıy küzlerin.
Atılgan kuş, adaştırgan ittey,
Ütkennerge me’yus karıysın:
Kürem, iki irnifi silkinedir:
Kaysı Tatar bayın kargıysın?

İŞTEN ÇIKARILAN TATAR KIZINA
(Zileylük türküsüne)
Dayanmışsın köşede direğe,
Yaprak gibi sapsarıdır yüzün,
Acımadan duramam, dayanmaz yüreğim,
Pek kederli bakıyor gözlerin.
Uçuşan kuş, yolunu şaşırmış hayvan gibi,
Geçenlere meyus bakıyorsun,
Görüyorum, titriyor dudakların,
Hangi Tatar zenginine beddua ediyorsun ?Az şul bizde baylar, kaysısı
kim Ferişteden kanat kayırmas;
Alsın gına şaytan imanınnı,
Cehennemlik bu dip kaygırmas!
Kürdim eli sinin zaliminni:
Haman keyif söre, tiptire,
Rehetlene, kafir! Sini şulay
Baganaga söyap kiptire.
Sizmisin bit sin de sinin yarman
Niçke küfiil şagıyr uzganın,
Sinin bulay miskinlengen helift
Amfi künlin niçik özgenin!
Azdır bizde zenginler, hangisi, kim,
Hangisi kırmaz meleğin kanadını?
Alsın şeytan îmânını,
“Cehennemlik bu, deyip kaygılanmazsa!
Gördüm sana zulmedeni,
Keyifler sürmekte, eğlenmekte,
Rahat etti, kâfir, seni böyle
Direğe yaslatıp kurutmakta.
Bilemezsin, seninle beraber,
İnce şâir gönlünün de kırıldığını,
Senin öyle çaresiz hâlinin,
Onu nasıl üzdüğünü.

 

VAKTİ GACiZiM
(Könlik defterinnen)
Tapdisem mevzug, yazarga aptırıym:
“Kay töşinnen min mum, dim, lektirim?”
Ul yuzak tösli mina, yuk açkıcım,
Ya böyik sed, yuk minerge baskıcım.
Ye kimi ul, yuk yanımda işkegim,
Şul reviş içte kala küp hislerim.
Yaki uyga kaldıradır intikat,
İtmesem de min anar küp iltifat.
Uylıysın sin bir fikirni ras kibi,
Şik töse: Yuk, ul da ras bulmas kibi.
Yuk eli minde hakıykatke vösül,
Elle nige ayrılalmıy un ve sul. Ya
Huday! ayçan bu zulmetler bitip,
Yul salırmm kükregim birlen itip?
Ya Huday, kayçan çıgarmm şöbheden?
Kipmi nik şöbhe tiri bu cibheden?

ACİZLİK ÂNIM
(Günlüğümden)
Bulunca bir mevzu, yazarken şaşırırım;
“Neresinden, derim, ben bunu işleyeyim?
O kilit gibidir benim için, yok anahtarım,
Büyük bir settir, yok çıkmağa merdivenim.
O kayıktır, yok yanımda küreğim,
Böylece içimde kalır pek çok hislerim.
Ya da fikrimi etmektedir tenkit,
Etmesem bile ben ona iltifat.
Düşünürsün birşeyi, sana doğru gelir gibi,
Şüphe düşer içine, dersin, yok o da doğru değil.
Bana nasip olmadı hâlâ, hakikate olmak vâsıl,
Bilmem neden, ayrılmadı sağ ile sol.
Ey Tanrı ‘m, nasıl kurtulacağım şüpheden ?
Kurumaz neden, şüphe teri bu alından ?
Tanrı ‘m, bu karanlık ne zaman sona erecek,
Ne zaman yol alacağım, göğsüm ile yararak?

 

SERLEVHESIZ
Kuzgatmakçı bulsan halik künillerin,
Tibretmekçi bulsan in niçke kılların,
Köylev tiyiş, elbet, açı hesret köyin,
Kirek tügil megnesi yuk kölki, uym.
Karafigıdır, künilsizdir gumir yuh,
Bu dönyada kim kilse de sina tun,
Şiksiz, anın cerehetli kükreginde
Yaşrin gine yanıp yatkan hesret tuh.
Miskin adem! Tıstan uymy, tıstan köle,
Yamsiz yakm uy lap kuya içten gine.
Biznin gumir uym tügil, beyrem tügil,
Hiç kaygısız kişi bulsa, adem tügil.
Biraz vakit şatlık taba isrik kine,
Üz üzine açı agu içrip kine:
“Emma dönya nindi kızık, nindi huzur,
Bu dönyada kimner bar, dip, minnen de zur!”

SERLEVHASIZ
Tutuşturmak istersen halkın gönlünü,
Titretmek istersen en ince tellerini,
Söylenecektir elbet, acı hasret şarkısı,
Gereksizdir, mânâsız, gülüp oynamanın.
Karanlıktır, kederlidir ömür yolu,
Bu dünyada kim geldiyse sana doğru,
Şüphesiz onun, yaralı göğsü,
için için yanar, hasretlerle dolu.
Zavallı adam! Oynayıp gülse de,
Dertlerini içinde saklar.
Ömrümüz oyun değil, bayram değil.
Gamsız olan kimse, insan değil.
Birazcık mutlu olur sarhoş,
Zehri içince kendi kendine der:
“Dünya nasıl da güzel, ne huzurlu,
Bu dünyada benden büyük kim var?

 

CİRYUKISI
Kırga ak kardan
Yurgan yabılgan,
Cir yazga çaklı
Uykuga talgan.
Ul turmas, yuklar,
Kışlar ütmiyçe,
Kıybladan kuşlar
Kaytıp citmiyçe.
Yaznın ayları,
April, mayları,
Bik matur sızılıp
Atkan tannan.
Urman şavlavı,
Kuşlar sayravı,
Kükler kükrevi,
Yangır annarı.
Kuyınu kön sayın
Kuyaş nunnda,
Annan sun tagın
Tösken çık tönde.
Bu heller cirge
Barçası birge
Kalgan tik indi
Töste kürirge.
Cir yuklıy tmıç,
Kürip temli töş,
Uyanır eli,
Tukta, ütsin kış!

YERYÜZÜ UYKUSU
Kıra ak kardan
Yorgan örtülmüş,
Toprak bahara kadar,
Uykuya dalmış.
O durmadan uyur,
Kış geçinceye,
Güneyden kuşlar
Dönünceye kadar.
Bahar ayları,
Nisanı, mayısları,
Pek güzel çizilmiş
Atmış tanları.
Ormanın çağıltısı
Kuşların ötüşü,
Göğün gürlemesi
Yağmurun yağması.
Yıkanır hergün
Güneş nurunda,
Ondan sonra yine
Çiğ düşer geceye.
Yeryüzünün bu hâli
Anlattığımız herşey,
Geride kaldı,
Ancak rüyada görülebilir.
Yeryüzü uyuyor, sakin,
Görüyor tatlı düş,
Uyanacaktır,
Bekle, geçsin kış.

 

SABIYGA >
Hiç sini kurkıtmasınnar süreli, cin hem ubır;
Barçası yuk süz; alamın bulganı yuktır gumir.
Cin-felen, dip söyleşüler iskilerden kalgan ul;
Söylevi yahşi, künilli, şagıyrane yalgan ul.
Hiç örek, albastı bulgan sahralar, kırlar da yuk;
Süreli asrap yata turgan kara urman da yuk.
Sin eli üs hem ukı küp, şunda anlarsın barın;
Megrifet nurı açar küp nerselernin yalganın.

ÇOCUĞA
Seni korkutmasınlar, devle, cinle, periyle;
Yalandır bütün bunlar, yaşamaz hiçbiri dünyada.
Cin diye bahsederler, eskilerden kalmıştır o,
Söylemesi hoş, neşeli, şairane bir yalandır o.
Hortlak ve albastının olduğu sahralar, kırlar da yok;
Devlerin yaşadığı ormanlar da yok.
Sen hele büyü, oku çok, o zaman anlarsın hepsini;
ilmin nuru gösterir sana, pekçok şeyin yalan olduğunu.

 

CHYGİTANHATİRESİ
Galibane yaktırıp, ekrin gine al tan ata;
Munlanıp, hesretlenip, yalkav gına ak ay bata.
Bir-bir artlı yuk bulıp, küklerde yuldızlar süne;
Tan çili kuydı isip, yafraklar az-az silkine.
Perdeden çıktı, açıldı yem-yaşil kır hem yapan;
Kitti indi kap-kara, kaplap yata turgan çapan.
Tın gına yatkan, yalıkkan tön buyinça kön kötip,
Yaltır’ap, ceylip yata küller, sihirli közgi kük.

BAHARDA TAN HÂTIRASI
(Fedorov’dan muktebes)
Galibane aydınlatarak, yavaşça yine tan atıyor;
Hüzünlenip kederlenerek, ağır ağır ay batıyor.
Birbiri ardınca yok oluyor, gökte yıldızlar sönüyor;
Tan yeli hafif hafif esiyor, yapraklar sallanıyor.
Örtüsünden sıyrıldı, açıldı, yemyeşil kırlar;
Kalktı, yerleri kaplayan kapkara örtü.
Sessizce yatmış, yorulmuş, gece boyunca günü bekleyerek,
Parlayarak, yayılıp yatmış göller, sihirli ayna sanki.Şat ülenlikler, tebessimde çeçekler, laleler;
Sandugaçlardan yava, yafigır kibi, medhiyaler.
Tuktagannar kürmege irtük tabigat kürkini
Kükte akkuşlarday ak, küçme bulıtlar törkimi.
Karşılarga in seza çak, in ma tur çay ceygi tan;
Şul vakıtta uyla, şagıyr: Kildi ilham, uylasan.
Sevinçli yeşillikler, gülümser çiçekler, lâleler;
Bülbüllerden yağar, yağmur gibi, methiyeler.
Durmuşlar, görmek için erkenden, tabiatın
güzelliğini, Gökyüzünde ak kuşlar gibi geçen, bulut
kümeleri. Karşılanacak en güzel ân, bahar tanıdır,
Bu vakitte düşün, şâir: Geldi ilham, düşünsen.

 

KAYÇAKTA
Bula kayçak bötin uydan küfiil buş,
Tuza uylar, misali gıyhni menfüş.
Küflüde yatkuçı izgi hezine
Vakıtlıça kite üz meyihezine.
Buşap küfilim, bula ruhımda tegtıyl,
İtilmiy birni de tehkıyk ve tehlil.
Mine şul çak kişiler şilteliyler:
“Nige sin yazmıysıfl hiçnerse?” diler.
Cavabımda: “Vakit yuk, dim alarga,
Buşamıym bu arada yazgalarga.
” Şulay kayçak kisegiznin töbinde
Bilesiz yuklıgm yartı tiyin de,
Suravçıga dişiz bit: “Minde vak yuk!”
Şulay uk min de eytem, dip: “Vakit yuk!”

BAZEN
Gönül arınır, bütün düşüncelerden,
Dağılır fikirler, hallaç pamuğu gibi.
Gönülde saklanan gizli hazine,
Vakti gelince gider kendi yerine.
Dökünce içimi, boş olur gönlüm,
Edemem hiç birini tahkik ve tahlil.
Bâzıları o zaman bana kızıyorlar,
“Niye yazmıyorsun hiçbirşey, diyorlar.
“Vaktim yok, diyorum onlara, Zaman
bulamıyorum yazmağa. Nasıl ki,
cüzdanınızın dibinde, Bilirsiniz
olmadığını bir korusun bile,
Dilencilere dersiniz “Bende bozuk yok
işte böylece ben de derim: “Vakit yok!

 

ÜMİDSİZLİK
Tende canım, çık ta Tenrine yunel, bar, kay t kiri!
Kitti cannar azığı, hem kayttı istibdad kiri.
Külme sin de bu buzık dünyaga karşı ta ebed.
İy kuyaş! Mengige çıkma, bul kara tap, bat kiri.
Yaz başı dip, başnı kalkıtmagız, i gül-ganceler!
Bil, yanarsız: Cir hezir yalkmlı istibdad ciri!
Kalmasm dustlık, mehebbet, çın süyişmek dünyada,
Bu cehennemdir, tügil Şirin ile Ferhat ciri.
Terki hizmet eylegiz, ütkin gakıllar, siz dehi,
Bir de tugmaslık bulıp bit sin de, istig’dad, kiri.
Siz de, i mühlik marazlar, urnıgıznı taslağız,
Barçagızm müştemildir kayttı istibdad çiri.
Siz de, mezlumner güruhı, hak öçin kul suzmagız,
Tik kıyamet künge kaldı haklar istirdad kiri.
Gıyşı gıyşretler, muzıka, tantsalar, uynav kölü,
Barçası bitsin hezir, cir çönki tik föryat ciri.
İy kalem, sin haknı yazma, küz buya, yuk-barnı yaz,
Bumıni sun tugrı eşgarnı yazıp inşat ciri?!

ÜMİTSİZLİK
Tenimden ruhum, çık, Tanrı ‘na yönel, git, dön geri!
Gitti ruhumun gıdası, döndü istibdat geri.
Gülme sen de, bu yalan dünyaya hiç bir zaman,
Ey güneş! Ebediyen çıkma, karar, bat tekrar.
Bahardır diye başınızı kaldırmayın, güller, goncalar!
Bilin ki, yanarsınız: Yeryüzü alevli istibdat yeridir!
Kalmasın dostluk, muhabbet, gerçek sevgi dünyada,
Burası cehennemdir, değildir Ferhat ile Şirin ‘in yeri.
Hizmeti bırakınız, zekiler, akıllılar ve dâhiler,
Bir daha doğmamacasına yok ol, sen de, istidat,
Siz de ey öldürücü hastalıklar, yerinizi terk ediniz,
Hepinizi içine alacak ölçüdedir, döndü istibdat,
Siz de mazlumlar güruhu, Tanrıya el uzatmayınız,
Kıyamet gününe kaldı haklar, reddedildi hepsi,
içki âlemleri, müzikler, danslar, oynamak, gülmek,
Herşey bitsin artık, yeryüzü sâdece feryat yeridir.
Ey kalem sen doğruyu yazma, göz boya, yalan yaz,
Bu mudur, doğruluk şiirlerini okuyup yazma yeri?

 

ÜKİNİÇ
İlikten bilgenim helde kişinin
Tısı yahşi, buzıklıgın içinin,
Niçik sun min adaştım izgi yulnı,
Birip melgun, Hudaysızlarga kulnı?!
Nige min aldanıp yalgan kölüvge,

Neden aldandım yalan gülüşlere,Nifak ittim üzimdegi gölüvge?!
Nige buldı zıya söygen azat baş
Munafiklar karafigısında heffaş?!
Nige min turmadım bir çitte yalgız?
Niçik kükte yana bir dane yuldız,
Şulay yansam, ni buldı, töşmiy cirge,
Yakmlaşmıyça her megrur, sefilge!
Yanıp yalgız şulay küp yıllar ütkeç,
Süner idim, Huday’dan vegde citkeç.
Esirmin, ıçkmalmam indi mengi,
Küfülsiz her yağım, nursız, karafigı.
Munafiklar kamap her dürt yagımnı,
Kürelmiym min kuyaşım hem ayımnı.
Kırıldı alda izgi işke vegdem;
Karafigıda kürinmiy çönki Kegbem!
Hava yuktır, alalmıy ruh sulış ta,
Kabahet börküv ufi, sul, ast ta, öst te.
Çitin hel: gayretin citse yırıp çık,
Eğer citmes ise bit, şunda tunçık!

PİŞMANLIK
Başından beri bildiğim hâlde insanın,
Dıştan iyi görünüp, kötü olduğunu içinin,
Nasıl da bulamadım iyi yolu,
Uzatarak melunlara, Allah ‘sızlara eli?

İki yüzlülük ettim, üzümdeki ululuğa?
Neden, aydınlığı seven hür kafa,
Münafıkların karanlığında oldu yarasa?
Neden, çekilmedim bir köşeye yalnız?
Nasıl gökte parlar bir tane yıldız?
Öyle parlasaydım, ne olurdu, düşmeden
yere, Yaklaşmadan hiçbir kibirliye, sefile!
Parıldayaraköyle, uzun yıllar geçince,
Sönerdim, Tanrı ‘dan vâde yetince.
Esirim, kurtulamam, ebediyen artık,
Keyfim yok, her tarafım ışıksız, karanlık.
Riyakârlar çevirmiş dört tarafımı,
Göremem güneşimi ve ayımı.
Kırıldı hayâl ve ümidim;
Görünmez karanlıkta çünkü Kabe’m!
Hava yoktur, alamam hiç nefes de,
Sarmış pislik sağı, solu, aşağı, yukarıyı.
Zordur: Gücün yetiyorsa kurtulursun,
Başaramazsan eğer, oracıkta boğulursun.

 

AKTIK TAMÇI YAŞ
Bik yuvaşlattı mini yaşrin söyuden can köyü,
Bar idi bulgan çağım hetta arıslannan kıyu!
Her tilekke kildi tekdirim bilen behtim kiri,
Mundıy helge sabıritalmas, bulsa da adem diyü.
İndi küfılim kasesinnen yaşni tükmekke çite
Uylagan vaktımda ansızdan kilip te “Hay!” diyü.
Üldi ruh yaşrin mehebbetten, hafa yuk, ülse de,
Nişlim, irkem keyfine kilgeç şulay bir can kıyu!

ON BİR DAMLA YAŞ
Güçsüz düşürdü beni gizli sevda ateşi,
Bir zamanlar arslandan daha gözü pektim!
Bahtım, kaderim, dileklerime engel oldu,
İnsan olan, bu hâle tahammül edemez.
Gönül kâsemden yaş dökmeğe kaldı gücüm ancak.
Düşündüğüm zaman ansızın gelip “hey demek.
Öldü ruh, gizli sevdadan, beis yok ölse de,
Olur mu, sevgilim, böyle keyfince cana kıymak.

 

ÜZİLGENÜMİD
Küz karaşımda hezir üzgerdi eşyalar tösi,
Sizle Ütti yaş vakıtlar, çitti gumrim yartısı.
Küz tigip baksam eğer de turmışımmn kügine,
Yaş hilal urnında anda tulgan aynın yaktısı.
Nindi dert birlen kalem sızsam da kegaz östine,
Uçmıy evvelgi cüler, saf, yaş mehebbet çatkısı.
İy mukaddes munlı sazım! Uynadın sin nik bik az?
Sin sınasın, min sünemin, ayrılabız ahrısı!
Uçtı dönya çitliginnen tarsımp künlim kuşı,
Şat yaratsa da, cihanga yat yaratkan Rabbısı.
Küpmi munlansam kunıp milli ağaçlar östine,
Barsı kurgan, bir gine yuk canlısı, yafraklısı.
Bulmadın altın yarım, salkın yarım sin de minim,
Bir tebessim birle de turmış yulım yaktırtkıçı!
Küz yasin de kipmiyçe yıglap vafat bulgan eni!
Gailesine ciharının nik kitirdin yat kişi?!
Üpkeninnen birli, enkey, in ahırgı kerre sin,
Her işikten sördi uglınnı mehebbet sakçısı.
Bar küflülerden cılı, yumşak sinin kabrin
taşı, Şunda tamsın küz yaşimnin in açı hem tatlısı!

KIRILAN ÜMİT
Bakışlarımda değişti artık eşyaların rengi,
Anlıyorum ki, gençliğim geçmiş, geçmiş ömrümün
yarısı, Gözlerimi çevirsem, hayatımın göklerine,
Oradadır, genç hilâlin yerine dolunayın ışığı.
Hangi dert ile kalem oynatsam kâğıt üzerinde,
Uçmaz evvelki deli, saf, genç sevgi kıvılcımı.
Ey mukaddes, kederli sazım, neden pek az çaldın?
Sen kırılıyorsun, ben sönüyorum, ayrılıyoruz sonunda!
Uçtu dünya kafesinden sıkılıp gönül kuşu,
Mesut yaratsa da, yabancı yaratmış cihâna
Tanrı. Ne kadar hüzünlensem, konup millî ağaçlar
üstüne; Hepsi kurumuş, bir tane bile yok canlısı,
yapraklısı. Olmadın altın yarım, soğuk yarım sen de
benim, Bir tebessümle hayat yolunu aydınlatıcım.
Göz yaşın bile kurumadan ağlarken vefat eden anne,
Cihan ailesine neden getirdin yabancı insanı.
Öptüğünden beri anneciğim, en son defa sen beni,
Her kapıdan kovdu oğlunu, muhabbet bekçisi.
Bütün gönüllerden ıh, yumuşak, kabrinin taşı,
Orada aksın gözyaşımın en acısı ve en tatlısı..

 

TELEHHİF
Melganet, pıçrak ve yalgan birle tulgan biznin iç; Bar
naçarlıktan, buzıkhktan gıybaret biznin iş. Şakkatabız
tışkı zinnetler, kiyimnerge karap; Can satabız elle
nindi vak “tiyinnerge” karap. Kirlene öst-östine ruh,
hiç huzur vöcdanga yuk; Ni sebepten cir yözinde tenge
– munça, canga – yuk?!

HASRET VE KEDERLE YANIŞ 

Melanet, kir ve yalanla dolmuş içimiz;
Tamamiyle fenalık ve bozukluktan ibarettir işimiz.
Şaşırırız dıştaki süslere, giyimlere bakıp;
Can satarız nasıl da üç kuruşa bakıp.
Kirlenir defalarca ruh, vicdanda hiç huzur yok; Ne
sebeple, yeryüzünde bedene hamam var da, ruha yok?

 

ÇİTİN HEL
Ni bula tugmak sıyratm kiçmesem!
Bu açı gumrim şerabin içmesem?!
Eylene bit, ütmi, bitmiy gumri de,
Cey kile, utlar çeçip, sin kışlasan.
Ardım indi, kayda aktık mevkıyfim?
Cilkinemin, bir basarga öç basam.
Karşıma çıkma, kuyaş, sin, kanlı tap!
Ak kefindey sin ceyilme öske, tan.
Katli nefsitsem, Hudaydan kurkamm,
Lekmiy çir, avrıp ta bulmıy, içmasam!

ÇETİN HÂL
Ne olurdu doğum denilen Sırat’tan geçmeseydim!
Ömrün bu acı şarabını içmeseydim!
Dönüyor ama, geçmiyor, bitmiyor ömür de,
Bahar geliyor, ateşler saçarak, sen kışlasan da.
Yoruldum artık, nerede son durağım ?
Atılıyorum, bir yerine üç adım atıyorum.
Karşıma çıkma güneş, ey kanlı leke!
Ak kefen gibi yayılma üzerimize, tan. İntihar
edeceğim ancak, Tanrı ‘dan korkarım.
Acı çekmez, hastalanmazdım hiç yoksa ben.

 

KÜZGİ ÇİLLER 
Yaktırak yuldız yanadır, tön kara bulgan sayın;
Yadıma tenrim töse, behtim kara bulgan sayın
(Rusçadan)
Közgi tön. Min yuklıy almıym. Üy türinde cil cılıy;
Cil cılamıy, aç ülimnifi kurkusmnan il cılıy. –
İn söyikli işçi evladım bu yıl aç kaldı, dip,
İzgi, şefkatli anabız, merhemetli cir cılıy.
Kuysa munda kurtkalar tösken tisin altm bilen,
Bir tilim ikmek, dip, anda nazlı niçke bil cılıy!
Bir sınık yuktan gına ülgen taza irler kürip,
Can alırga kızganudan anda Gazrail cıhy.
Tilmirip tursa bu açlar, bizge beyremnen ni yem?
Merkadinde çönki İbrahim ve İsmegıyl cılıy.
Kölse munda tuk ve ihlassız halik tekbirleri,
Her işitken can cılarlık, andagı tekbir cılıy.
Közgi tön, yamsiz, karangı… Üy türinde cil cılıy;
Cil heber ul: Aç ülimnin kurkusmnan il cılıy.

SONBAHAR RÜZGÂRI
Nasıl ki, yıldızlar parlarsa karanlık gecede; Öylece
hatırlarım Tanrı’mı bahtımın karanlığında.
(Rusçadan)
Sonbahar gecesi. Uyuyamıyorum. Evin etrafında rüzgâr
ağlıyor,
Rüzgâr ağlamıyor, aç ölmek korkusuyla halk ağlıyor.
En sevdiğim işçi evlâdım bu yıl aç kaldı diyerek,
İyi, şefkatli anamız, merhametli yeryüzü ağlıyor.
Kaplasalar da burada, çürük dişini altın ile,
Bir dilim ekmek diye orada nazlı, ince bel ağlıyor!
Ufak bir kırık yüzünden ölmekte olan gençleri görünce,
Can almak istemeyen Azrail ağlıyor.
Zaruret içindeki bu açlar, bayramdan bize ne, derler,
Çünkü, ibrahim ve ismail mezarında ağlıyor.
Gülüyorsa da, tok ve kurtuluşu olmayan halkın tekbirleri,
İşitenler ağlamaklı oluyor, tekbir ağlıyor.
Sonbahar gecesi, kötü, karanlık… Evin etrafında rüzgâr
ağlıyor;
Rüzgâr söylüyor ki, aç ölmek korkusuyla halk ağlıyor.

 

DAHİGE
Küz karaşında sinin dönya kürindi mefigi tön,
Kittift izlep sin anı yaktırtmaga idial utın.
Gayret ittin, armıy-talmıy yördin uşbu yulda sin,
Çın sövatle alga bardın, bakmıy unga-sulga sin.

Min eli heyran haman da, bilmedim ni bulgarim;
Nersege artka karıysm, utka kalgaç bir adım?
Yaltırav kürdinmi artta? Ut tügil ul, altın ul;
Yuk mukaddem nur da anda, yuk cılılık – salkın ul.
İzgi yulnı hervakıt aldan şulay kıskarta ul,
Sin satılmassınmı, dip, fikrin üzine tarta ul.
Artka bakma, dahiyim, idial haman da alda ul;
Alga bargannarga tik tabla tabılsa – Alla ul!

DÂHİYE
Dünya senin bakışlarınla göründü, ebedî gece,
Gittin, arayıp sen onu aydınlatmağa, ideal ateşiyle.
Gayret ettin, durup dinlenmeden yürüdün, bu yolda
sen, Azimle ileri gittin, bakmadan sağa sola, sen.
Ben hâlâ şaşkınım, anlayamadım, ne olduğunu,
Neden geriye bakıyorsun, ateşe kalınca bir tek adım ?
Aydınlık gördün mü geride? Ateş değil, altın o.
Yok mukaddes nûr da onda, yok sıcaklık, soğuktur o.
Mukaddes yolu evvelâ şöyle kısaltır o,
Satılman için ona, fikrini kendisine çeker o.
Arkana bakma dâhim, ideâl elbette, ileridedir;
İleriye gidenler, bulsa bulsa Allah ‘ı bulur.

ŞÖHRET
Yaz yazu, lekin kızıkma hiçvakıt şöhretke sin;
Bik törinme irtegük yırtık bulır çüprekke sin.
Tapmasam şöhret, sizelmesler dime küfüimdegin,
Zur tereze bar, dip anla dönyaga kükrekte sin.

ŞÖHRET
Yaz yazı, ancak özenme hiç, şöhrete sen;
Pek sarınma, hemen yırtılacak, çula sen.
Kazanamasam şöhret, hissedemezler deme gönlündekini,
Büyük pencere var, diye düşün, dünyaya açılan göğsünde.

 

AN
Biz bişinçi yılnı bir könni uyandık tan bilen,
İşke degvet itti bizni kimdir izgi nam bilen.
İşke yabışır çak citip, yamsiz uzın tön ütkenin
Kuz açıp bildik biz ülçep küktegi Çulpan bilen.
Bulsa da ul çakta bizde kirşiz iman, saf künil,
Küz haman buldı irinli, yöz de saf hem pak tügil.
Şul sebepli dustnı, döşmannı dörist ferk itmiyçe,
Küp sataştırdık rezil şeytannı çm insan bilen.
Angı-mifigi baş bilen de işledik, bulsın kabul;
Cebrail açkay ul işlerge sigiz kat kükke yul.
Ütti indi, dustlarım, ul utken iş, ni bulsa ul;
İndi işlik saf, açık küzler bilen, çın an bilen.

ÎDRÂK
Biz beşinci yılda birgün, uyandık tan ile,
İşe davet etti bizi birisi iyi nam ile.
İş yapmanın zamanı geldi; tatsız uzun gece geçince,
Gözümüzü açıp, bildik, ölçerek gökteki çolpan ile.
Olsa bile o zaman bizde temiz iman, saf gönül,
Gözler çapaklandı, yüzler ise saf ve temiz değil.
O sebeple dostu, düşmanı ayrıdetmeden,
Çok karıştırdık rezil şeytanı gerçek insanla.
İdrâk ederek çalıştık, olsun kabul;
Cebrail açacak gökte, o işlere sekiz kat yol.
Geçti zaman dostlarım, geçmişte kaldı o nasılsa;
Şimdi çalışalım açıkgözlerle, gerçek idrâk ile.

 

DUŞMANNAR
Küp “cılannar” sızgınp çitten karıylar behtime,
Burıla-sırla, bedbehitler, ürmeliler tehtime.
Az kibi başkan bu zulmet turmışım yurtın minim,
Tüzmiler bit bir gine yaktan açılgan yaktıma!
Üzleri… süzden tübenner, küzleri tizden tüben;
İt kibi havlap yamanım, küz yumalar yahşıma.
Dönyadan.tuydum, ömidim yuk, alar küpsinse de;
Tik min ülgeçten, karagız, tipmesinner negşime.
Zur canım söymiy ciharını, çönki bar dönya fena;
Anda turmakka heveslik birli vaklar möbtela.
Yaktı yöz birlen alam karşı avırlık, avruvm;
Çüpke de saymıym yörekke kap-kara kan savluvm.
Az mı kakkannı ve sukkannı küterdim min yatim?
Azrak üstirdi sıypap tik manlayımnan milletim.

DÜŞMANLAR
Pekçok “yılan ses çıkararak kenardan bakarlar bahtıma,
Süzüle kıvnla kötüler, tırmanırlar tahtıma.
Sanki, hayat evimi saran karanlık azmış gibi,
Tahammül edemezler bir köşeden aldığım ışığıma,
Özleri sözlerinden alçaktır, gözleri dizden aşağı.
Köpek gibi havlarlar kusuruma, göz yumarlar iyiliğime.
Dünyadan bıktım, ümidim yok, onlar çoğalsalar da.
Yalnız öldükten sonra ben, çiğnemesinler naaşımı.
Sevmiyorum bu dünyayı, çünkü bütün dünya kötü.
Müptelâlar parçalanır, heveslenerek onda yaşamağa.
Güler yüzle karşılarım yükünü, hastalığını,
Hafife alırım, yüreğime kapkara kan dolduruşunu.
Az mı itildim, kalkıldım, ben zavallı yetim.
Azıcık yetiştirdi, okşayarak alnımı, milletim.

 

BURAN
Tik kine turganda kaplandı tumanga bar hava;
Kar uça, kar sibrile, kar kutrına hem kar yava.
Kar bere yözge rehimsiz, küz açıp bulmıy karap;
Her kara nerse büri hem her mayak buldı karak.
Karnı cifigen kük töse cirge tunik ay yaktısı;
Ay da kurkıngan şikilli: Bir sarı, bir ak tösi.
Kön buyı yatkan idi, ülgen cilan kük, yul tınıç;
Çıktı sun kaydan adaştırgıç buran, bu kurkmıç.
Elle ıçkıngan mı bavdan Kaf tav artı cinneri?
Ya tişilgenmi Hudaynın bihisap zur minderi?
Kar bulıp cirde uça mı uşbu minder yunnarı?
Yögrişip yun avlıy melle Kaf tav artı cinneri?
Sukranam min, kar arasmnan karıy da ay köle.
Min, fekıyr, mihnette güya, çarlagınnan bay köle!

FIRTINA
Birdenbire kaplar etrafı dumanlı bir hava;
Karlar uçar, serpilir, kar üstüne kar yağar.
Kar yüzümüze çarpar acımasız, göz açtırmaz.
Her kara nesne bir kurt olur, yankesici olur.
Kan yemek istercesine, düşer yere donuk ay ışığı;
Korkar ay sanki; ışığı bazen ak olur, bazen sarı.
Gün boyunca, sessizdi, ölü bir yılan gibi yol,
Ansızın başlay iverdi fırtına, işte kötü olan buydu.
Yoksa, kurtuldu mu bağlarından KafDağı’nın devleri?
Delindi mi yoksa, Tanrı ‘nın sonsuz, büyük minderi?
Kar olup uçuyor mu yoksa, bu minderin yünleri?
Koşuşarak can mı topluyor, Kaf Dağı ‘nın cinleri?
Karlar arasından bakarak söylenirim; ay güler.
Sanki, sıkıntıdaki fakire, köşkünden zengin güler.

 

HESTEHELİ
Kön tuva. Her könni hikmet, megneden buş
iş kürem;
Küz yumalmıym tön buyı, yumsam, kutuçkıç
töş kürem.
Yuk yanımda çın kişi, bulganda da, min çit kürem;
Bilmedim kapşap, fekat her yözde kegaz bit kürem.
Bitti iman merhemet, şefkat, mehebbetke temam;
Beyli kurbanlık kibi, alda kızıl kan, it kürem.
Bar heyahm salkmınnan tundı can, kattı künil;
Her yağında bar cihannın zemherirden çik kürem.
Kışta uçkan kübelek tösli güzel kızlar mina;
Nik yöriyler? dim, kireksiz bir çuvarlık dip kürem.
Cirge nik basmıym, ayak astımda yumşaklık
kürem;
İy ölim! min sinde bir hesret ve bir şatlık kürem.
Akmıy tışka megneler, kipken küfiilnin çişmesi;
Kalgan urnında helaket çukrı, batkaklık kürem.
Yuk necat, fikrim çöyirsem de üzimnen üzgege;
Kuzgın, İslam gevdesinde, Kegbesinde yut kürem.
Tik bulay bir avrumm mı? Elle Olomov tamı?
Kön sayın yöz sulsa sulsm, canda nik kıtlık kürem?
Avru cannın bişmeti, tenni devanın törlisi
Birle her könni yamıym, irten tagın yırtık kürem!
Bar idi yalgız kalıp, cırlap yuvangan çaklarım,
Yartı cırda indi kükrekni tutam da yötkirem!

HASTALIKHALİ :
Gün doğar. Her gün hikmet ve mânâdan uzak iş
görürüm. Gözümü
kırpamam gece boyunca, uyuyunca da korkulu
rüya görürüm.
Yok yanımda gerçek dost, olsa da onu yabana görürüm.
Bilmem araştırmayı, ancak yüzlerde maske görürüm
Bitti bende îmân, merhamet, şefkat, muhabbet;
Bağlı kurbanlık gibi, kızıl kan, et görürüm.
Hayatımın soğukluğundan dondu ruhum, katılaştı
gönlüm;
Dünyanın her tarafını, zemherirle çevrilmiş görürüm.
Kışın uçan kelebekler gibi görünür kızlar bana; Niçin
gezerler, derim, onları lüzumsuz bir renklilik
olarak görürüm.
Yere sağlamca basarnam, ayağımın altını yumuşak
görürüm.
Ey ölüm! Ben sende, keder ve sevinç görürüm.
Çıkamaz dışarı mânâlar, kurumuş gönül ırmağı;
Boş kalan yatağını, yokluk çukuru, bataklık gibi
görürüm.
Yok kurtuluş, dikkatini çevirsem de kendimden
başkalarına;
İslâm ‘in vücûdunda kuzgun, Kabe ‘sinde put görürüm.
Sâdece böyle bir hastalık mı, Oblomov türbesi mi?
Günden güne benzim solsa da, ruhumda neden yokluk
görürüm?
Hastalık ruhun gömleği. Vücûdumu devanın türlüsüyle
Hergün yamarım, ertesi gün yine, yırtık görürüm.
Vardı, yalnız kalıp, şiirle avunduğum zamanlarım;
Şiirin yansında artık, göğsümü tutup öksürürüm.

 

TATAR YAŞLERİ . .
Dikkat layık hezirgi kön Tatarnm yaşleri:
Anlamak, bilmek, terekkıy, megrif et, hikmet bilen.
Eylenip hem nurlanıp turmakta herdem başları.
Mundıy kürniş söyniçinnen, indi min aldan bilem:
Tik bular bizge kirek dingiz töbi gavvasları.
Öste bu yamsiz? bulıt baştan kiter, yaftgır yavar,
Cirge rehmet kük töşer yaşlernin izgi kasdları.
Şavlap akkan su buhp tav başlan, tav astları.
Kük bulıp kükrek havada hör yaşev davlaşları,
Yaltırar izgi köreşnin. henceri, almaşları.
Yörmesin begri özik millet kiyip kaşsız yözik,
Biz amfi bik zur fehirli, çm brilliant kaşları!

TATAR GENÇLERİ
Dikkate değerdir bugünkü Tatar gençleri.
Anlamak, bilmek, ilerlemek, marifetle, hikmetle,
Dönmekte ve aydınlanmakta her zaman kafaları.
Bu hâlin sevincini, ben öteden beri bilirim.
Bize sâdece onlar gerek, onlar, denizaltı dalgıçları.
Gökteki sevimsiz bulutlar çekilir, yağmur yağar,
Yağar yere, rahmet gibi, gençlerin iyi niyetleri.
Çağlayıp akan sularla dolar dağların zirveleri, etekleri.
Gök gibi gürler havada, hür yaşama dâvaları,
Parlar, iyi fikirlerin hançeri, elmasları.
Gitmesin kırın millet, takarak kaşsız yüzük,
Biziz, onun övünülecek, gerçek pırlantı kaşları!

Bir cevap yazın
*
*
*