Türkiye

DEVLET-İ ALİYYENİN FELEKİYYÂT TARİHİ

“Osmanlı tarihi, Türk tarihinin zirvesidir.”

— İlber ORTAYLI

Yazar ; İbrahim ERYİĞİT

İslâm temeddününde hem dinî hem resmî hem de içtimaî hayatta hedeflenen mükemmellik, dakik hesap ve bunu sağlayacak aletlere dayanır. Bu da dinî ve içtimaî meşruiyetin bir vechiyle riyâziyyat (matematik) bilimlere, özellikle de Felekiyyât (astronomi)  bilimiye irtibatlı olduğunu gösterir. Nitekim Osmanlı devleti’nde de ibadet zamanlarının ayarlanması, Mekke’de bulanan Kâbe’nin Hendeserâvi (geometrik) ve Müsellesat (trigonometrik) yönünün tayin edilmesi, başta Ramazan ayı olmak üzere dinî ve siyasî açıdan hâiz-i ehemmiyeti olan ay, gün ve yılların bidâyet ve sonlarının belirlenmesi gibi müteaddid konunun devletin payitahtına göre düzenlenmesi için gerekli Felekiyyât, Hendeserâvi ve Müsellesat tekniklerinin geliştirilmesi; mevcut aletlerin daha doğru ve kullanışlı hale getirilmesi, dakik hesaplamaların yapılması gerekiyordu. Öte yandan gemilerin seyri ü seferi, mesafe ölçümü, güzergâh tayini; hatta astroloji gibi konular kısmen riyâziyyat ile usturlap rubu-i müceyyeb vb. astronomi aletlerine dayanıyordu.

Yalnız, tıp, matematik, fizik konularında olduğu gibi, İslâm âlimleri Felekiyyât ilminin yönünü değiştirecek nazariyeler ortaya koyamamışlardır. Çalışmaları daha çok pratik ağırlıklı olmuştur. İlme hizmetlerini bu konularda yapmışlardır. Umumi Felekiyyât yanında, astronomi âletlerine, vakitlerin ayinine dâir müteaddid eserler kaleme alınmıştır. Bunda dînî bir kaygı da vardı. Pratik astronomiye dînî muhitler sempatiyle bakıyorlardı. Diğer taraftan İslâm dünyasında astronomi ile uğraşanlar Pisagor ve Eflatun’un güneş merkezli sistemini benimsememişler, Aristo ve Batlamyus’un Dünya merkezli sistemini benimsemişlerdir. Matematik ilmini ve gözlemleri astronomide daha çok kullanmışlardır. Cisimlerin birbirini çekmesi konusunda İslam âlimlerinden İbn elFakîh, İbn Sîna, İdrisî, İbn Zunbul bazı Yunan düşünürlerinin fikirlerini tekrarlamışlardır.

Umumi olarak Devlet-i Aliyye’de Felekiyyât’ın inkişâfını üç dönemde tedkîk etmek mümkündür; Devlet-i Aliyye’nin kuruluşundan Ali Kuşçu’nun Osmanlı’ya gelişine (1299-1472) kadarki Felekiyyât, Ali Kuşçı’nın Osmanlı’ya gelişinden İstanbul Rasathanesi’nin (1472-1580) yıkımına kadarki dönem ve İstanbul Rasathanesi’nin yıkılmasından sonraki dönemdir.

Kuruluş döneminde, medreselerde nazarî Felekiyyât dersleri, kelam ve felsefe eserlerinde Felekiyyât ile ilgili pek çok konunun ele alınmasına karşın Ahmed-i Dai (824/1421’de) örneğinde görüldüğü üzere çalışmalar heyet-i ictimâiye’nin ihtiyaçlarına muvazi olarak, büyük oranda başta takvim olmak üzere uygulamalı Felekiyyât sahasına aittir. Bazı zicler üzerinde şerhler yazılması, uygulamada kullanılan usturlab, rub-i müceyyeb gibi astronomi aletleri hakkında eser telif edilmesi, bu dönemdeki astronominin pratik karakterini göstermesi açısından dikkat değerdir. Semerkand’ta Uluğ Bey’in kurduğu medresenin baş müderrisi olan ve rasathanenin bir dönem müdürlüğünü yapan Musa Kadı-zade (ö. 847/1444’den sonra), Osmanlı dışında yaşamasına karşın hem o dönemdeki Osmanlı başkenti Bursa’dandır hem Osmanlı ilmiye teşkilatını düzenleyen Mehmed Fenarî’nin (ö. 834/1431) öğrencisidir hem de nazarî Felekiyyât alanında kaleme aldığı eserler ve yetiştirdiği öğrencilerle Osmanlı nazarî Felekiyyât geleneğini belirlemiştir.

 Kadızade’nin önde gelen öğrencilerinden Fethullah Şirvanî (ö. 891/1486), hocasının eserlerine şerhle yazmış, ayrıca Nasiruddin Tusî’nin (ö. 672/1273) astronomi tarihindeki önemli teorik eseri el-Tezkire fi ilm el-hey’e üzerine önemli bir şerh kaleme almıştır. Ancak Osmanlılarda hem teorik ve gezegen astronomisi hem de pratik astronomi İstanbul’da, Kadı-zade ile Uluğ Bey’in öğrencisi, Semerkand okulu mensubu Ali Kuşçu (öl. 1474) ile arkadaşları ve öğrencileri tarafından inşa edilmiştir. Teorik ve gezegen astronomisi büyük oranda, Merağa ile Semerkand okullarının birikimine dayanırken, pratik astronomi, ilm-i mikat, XIV. yüzyılda el-Halilî ile Ibn Şatır (ö. 777/1375) eliyle Şam’da zirvesine ulaştırılan klasik İslam ilm-i mikat geleneğine bağlıydı. Matematik ilimlerden Hermetik-Pitagorasçı mistisizmi, astronomi ve optik’ten de Aristotelesçi fizik ve metazifik ilkeleri temizlemeye çalışan Ali Kuşçu, Merkür’un hareketleri konusunda yeni bir kinematik-geometrik model önerdi. Ayrıca Regiomontanus üzerinden Copernic’e giden yolda güneş merkezli bir kosmoloji-astronomi için hayatî öneme sahip, hem iç hem de dış gezegenler için episaykil modeller yerine eksentrik bir modeli geliştirdi. Ali Kuşçu’nun bu teorik çalışmaları, Ahaveyn (ö. 904/1499) ile torunu Mirim Çelebî (931/1524) tarafından sürdürüldü; Abdülali Bircendi (ö. 935/1528’de sağ) tarafından eleştirildi; İbn Nakib (ö. 971/1563) tarafından ise İbn Şatır’ın yeni-astronomisi temel alınarak radikal bir teklife dönüştürüldü. Merağa matematik-astronomi okulunda köklerini bulan bu teorik sorunlarla, Osmanlı astronomları XVIII. Yüzyılın başına kadar uğraşmaya devam etti.

Yavuz Sultan Selim, Şam ve Mısır bölgelerini 1517 yılında fethedince bu bölgelerde yaşayan Hey’etşinaslar (Astronom) da Osmanlı sahasına girmişlerdir. Bundan sonra, Merağa Ekolü yanında Şam-Mısır Ekolü’nün ağırlığı da hissedilmeye başlanmıştır. Osmanlı Devleti’nde astronomi ilminin merkezleri İstanbul ve Kahire olmuştur. Meşhur astronom Takıyüddin el-Râsıd (ö. 1585) Şamlıdır. İstanbul’a gelmeden önce Şam ve Mısır’da tahsilini tamamlamış, çeşitli görevlerde bulunmuştur. En meşhur hocası Muhammed b. Ebiyl-Feth el-Sûfî’dir. Takiyüddin gençliğinde babasıyla İstanbul’a gelmiş, buradaki çeşitli âlimlerle tanışmış, Semiz Ali

Paşa’nın saat koleksiyonundan faydalanmıştır. Daha sonra mekanik saatler üzerine önemli bir eser yazmıştır İstanbul’dan Şam’a dönen Takiyüddin Filistin’de, Mısır’da kadılık ve müderrislik görevlerinde bulunduktan sonra 1570 yılı civarında tekrar İstanbul’a gelmiştir. Bu sırada Müneccimbaşı olan Mustafa b. Ali el- Muvakkıt’in 1571 yılında ölmesi üzerine Müneccimbaşı tâyin edilmiştir. Sadrazam Sokulu Mehmet Paşa ve Hoca Sadeddin Efendi’nin desteğiyle rasad (gözlem)’lar yapmaya karar vermiştir Önce Galata’da geçici bir yerde başlayan bu çalışmalar III. Murat devrinde 1575 yılı civarında Dar el-Rasad el-Cedid el-Sultani’nin yapılmasıyla düzenli hale getirilmiştir. Bu gözlemlerden maksat Uluğbey Zici’ndeki hataları düzelterek yeni bir zic hazırlamaktı. Takiyüddin’in yanında İranlı, İstanbullu astronomlar da bulunmaktaydı. O zamana göre gelişmiş gözlem âletleri yapılmıştı. Belki bu âletleri yaparken Avrupa’daki örneklerinden de faydalanılmıştır. Fakat onun bu gözlemleri ancak birkaç yıl devam etmiş çekemeyenlerin ve ilmin değerini anlamayan cahillerin aleyhte propagandaları sebebiyle 1587 yılında, uğursuzluk getireceği düşüncesiyle, rasathanenin topa tutularak yıkılmasıyla sona ermiştir. Osmanlı Devleti’nde bundan sonra rasathane ancak 300 yıl sonra Rasadhane-i Amire adıyla Beyoğlu’nda 1867 yılında kurulmuş, müdürlüğüne Aristede Coumnbary (ö. 1895) getirilmiştir.

Devlet-i Aliyye’de rasata dayalı Felekiyyât çalışmaları yalnızca Takiyüddin’in inşa ettiği İstanbul Rasathanesi’yle sınırlı değildir. Kaynaklar, Sultan II. Bayezid döneminde İstanbul’da Güneş rasadı yapıldığını kaydederken, Abdülali Bircendî’nin Trabzon’da küçük çaplı bir rasathane kurarak gözlemde bulunduğu bizzat kendisi tarafından kaleme alınan eserde ayrıntılı bir biçimde anlatılmıştır. XVI. yüzyıldan sonra da hem nazarî hem de pratik Felekiyyât çalışmaları klasik değerler dizisi içerisinde, Kuhn’nun deyişiyle ‘normal bilim’ olarak devam etti. Osmanlı Hey’etşinasları müteaddid konuda nazarî ve pratik eserler vermeyi, pek çok astronomi âletini konu alan risaleler yazmayı XX. Yüzyılın başına kadar sürdürdü. O dönemdeki astronominin yarattığı kevniyata (kozmoloji) ilişkin sorunlar ile astronomi-din ilişkisi konuları üzerinde de duruldu. Örnek olarak Mehmed Darendevî’nin (ö. 1739) hazırladığı yeni ruzname yalnızca Osmanlı coğrafyasında değil, Albert Toderini’nin söylediği üzere Batı Avrupa’da da kullanıldı.

XVII. yüzyılın ikinci yarısında, 1660-1664 yılları arasında modern astronomi İbrahim Efendi’nin tercümesiyle Osmanlı astronomi dünyasına girdi. Bu süreç Ebu Bekr Dımeşkî’nin (ö. 1692) çevirileriyle devam etti. İbrahim Müteferrika’nın (ö. ) çalışmalarıyla kamuoyuna iyice yerleşen yeni Felekiyyât bilgileri, Osmanlı zihniyetinde Batı Avrupa’da olduğu gibi bir çatışma yaratmadı, yeni bilgiler teknik birer ayrıntı gibi görüldü. Osman b. Abdülmennan’ın tercümeleriyle devam eden bu süreçte, Osmanlı Hey’etşinasları Avrupalı pek çok astronomun ziclerini Türkçeye neşretmeye başladı ve Osmanlı devletinde takvimler artık bu yeni ziclere göre hazırlandı. 1773’de kurulan yeni yüksek eğitim kurumları mühendishanelerde ders veren hocalar, Hüseyin Rıfkı, Seyyid Ali Paşa, özellikle İshak Hoca bu bilgilerin yerleşmesine katkıda bulundular. İshak Hoca, dönemimin bütün sahalarındaki yeni bilgileri içeren Mecmua-ı ulum-ı riyaziye adlı eserinde konuyu ayrıntılı bir biçimde verdi; böylece resmî olarak kadim Felekiyyât terk edilerek yeni astronomi benimsendi.

Ahmet Cevdet Paşa, Ahmet Muhtar Paşa, Salih Zeki gibi isimlerle devam eden Felekiyyât çalışmaları, Mehmet Fatin Gökmen’in Rasathane-i amire (kuruluşu 1867) müdürlüğüne atanmasıyla yeni bir boyut kazandı. Sonuç olarak diyebiliriz ki Devlet-i Aliyye her dönemde Felekiyyât sahasında üst düzeyde âlimler çıkarmışlar,

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kandilli Rasathanesi’ni inşa ettirerek Osmanlı birikimini Cumhuriyete taşıdı ve Osmanlı’dan Cumhuriyete astronomi çalışmalarının sürekliliğini sağladı.

KAYNAKÇA

  • “Osmanlı Astronomisine Genel Bir Bakış”, Osmanlı, Cilt 8, Yeni Türkiye Yayınları, Editör: Güler Eren, Ankara 1999, s. 411–420. (Yeni Türkiye, 701 Osmanlı Özel Sayısı III, Yıl 6, Sayı 33, Mayıs-Haziran 2000, s. 674–683).
  • Muammer Dizer, “Osmanlıda Rasathaneler,” Fatih’ten Günümüze Astronomi, Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan Sempozyumu, 7 Ekim 1993, İstanbul 1994, s. 44-45; Tekeli, 1999, s. 335.
  • Sevim Tekeli, E. Kâhya, M. Dosay, R. Demir, H. Gazi Topdemir, Y. Unat, A. Koç Aydın, Bilim Tarihine Giriş, Ankara 1999, s. 307.
  • Yavuz Unat, Ali Kuşçu’nun ‘Risâlat al-Fathiyya Adlı Eserinin, Gök Küreleri Üzerine Olan Dördüncü ve Beşinci Makaleleri Üzerine Bir Çalışma, 1990 (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), s. 21-23.
  • İhsan Fazlıoğlu, “Osmanlı felsefe-biliminin arkaplanı: Semerkant matematik-astronomi okulu”, Dîvân İlmî Araştırmalar Dergisi, İstanbul 2003/1, S. 14, s. 1-66.Osmanlı imparatorluğunun doruğu 16. yüzyıl teknolojisi, Editor Prof. Dr. Kazım Çeçen, İstanbul 1999, Omaş ofset A.Ş.
  • Süheyl Ünver, “Osmanlı Türkleri İlim Tarihinde Muvakkithaneler”, Atatürk Konferansları V, 1971-1972’den ayrı basım, Ankara 1971, s. 228.
  • Salim Aydüz, “Osmanlı Devleti’nde Müneccimbaşılık”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları I, s. 159–207.
Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı