Kutlu Asya

Kutlu Asya

Hakasya Cumhuriyeti

Spread the love

HAKAS TÜRKLERİ


Hakaslar bir Türk boyu olup Güney Doğu Sibirya da yaşamakta­dırlar. 1900’lü yılların başında Sov­yetler Birliğine katılmış, 1930 da Özerk bölge statüsüne kavuşmuşlar­dır. Şamanizm inancına sahiptirler. Hakasların bilinen iki bin yılı aşan tarihleri onların bir Kırgız boyu ol­duğunu göstermek.

HAKAS TÜRKLERİ Coğrafi Durum

Coğrafi Durum ;
Hakasya ile ilgili gezi yazımıza başlamadan önce bölge hakkında bazı genel bilgileri okuyucularımla paylaşmak istiyorum.


Güney doğu Sibirya’da olan Hakasya Rusya Federasyonuna bağlı özerk bir Cumhuriyet’tir. Ku­zeyden Rusya, güneydoğuda Tuva Özerk Türk Cumhuriye­ti, kuzeydoğuda Krasnoyarsk Bölgesi, batıda Dağlık Altay Özerk Türk Cumhuriyeti ve Şor Türklerinin yaşadığı Kemerova Muhtar Bölgesi ile komşuluğu vardır. Hakasya’nın yüzölçümü 61.900 km2 dir. Yenisey Irma­ğının yukarı kısmında ve geniş Minusinsk Havzasının batı ya­rısında yer alır. Başkenti Aba­kan şehridir.


Yenisey Nehri’nin bir kolu olan Abakan Irmağı bölgenin ortasından geçer. Irmak vadisinin etrafı Ka­ragoş dağları, batı Sayan Dağları ile çevrilidir. Ülkede kurak ve sert karasal iklim egemendir. Bu nedenle alçak kesimler, bozkırlar ve ormanlık alanlar­la kaplıdır. Ancak 1954’ten sonra özellikle bakir ve boş topraklarının çoğu tarıma açılmıştır. Dağlar çam, köknar ve ladin ağaçları ile kaplıdır.

Tanrı Dağı Kırgızlarının dünyaca ünlü büyük destanları Manas’ta da bu tarihi olaydan bahsedilmektedir.
Manas Destanı’nın anlattığına göre Tanrı Dağı Kırgızları Yeni­sey bölgesinden bugünkü vatanları Kırgızistan’a Manas Han önderli­ğinde göç etmişlerdir. Sonraki yıl­larda Tanrı Dağı Kırgız boylarının Müslümanlaşma ve yaşanılan böl­geler arasındaki mesafenin uzak olması nedeniyle Yenisey Kırgızla­rının ayrı bir kimlik benimsemesini ve Hakas adını kabullenmeleri so­nucunu doğurmuştur.

Nüfus Yapısı


Hakasya’da nüfus yoğunluğu önceden Türklerden yana olmasına rağmen bugün maalesef uygulanan politikalar sonucu bölge nüfusunun yaklaşık % 80’ini Ruslar oluştur­maktadır. Toplam nüfusu 500 000 civarında olan Hakas Muhtar Böl­gesinin ancak % 15-20’ si Türk’tür.
1989 nüfus sayımına göre nüfus­ları 110.000 olan Hakaslar başlıca Krasnoyarsk Bölgesel yönetimine bağlı olan Hakas Muhtar Bölgesin­de yaşamaktadırlar. Hakasların Kır­gız ve Sagay diye iki kolu bulunur. Bunlar dışında bu bölgede diğer Türk boylarından da yaşayanlar var­dır.
Hakas Muhtar Bölgesinin idari merkezi ya da Başkenti Abakan’ın dışında, bir de Minusinsk kenti bu­lunmaktadır. Genel nüfusun yakla­şık 1/3’ü Abakan’da yaşamaktadır. Minusinsk şehri Abakan’a yarım saat uzaklıktadır.
Minusinsk Müzesi 1877 de ku­rulmuş ve daha sonra geliştirilmiş olup Güney Sibirya’nın en büyük müzelerinden birisidir. Bu müzede pek çok Yenisey Taş Yazıtları bu­lunmaktadır. İlk taş yazıt 1722 de bulunmuş ve buraya konulmuştur. Bundan sonra bu bölge kurganların­da (mezar) bulunan taş yazıtlar bu müzede toplanmıştır.

Ruslan-İvakin-2-F

Ekonomik Yapı


Ekonomi temel olarak tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Bunun ya­nında kömür, demir, altın ve mermer madenciliğine ve kereste sanayine dayalı ekonomi dalları da gelişmiş­tir.


Tarım ürünlerinde buğday üreti­mi başı çekmektedir. Bunun yanın­da diğer tarım ürünleri ve Patates üretimi de iyi düzeydedir. Ayrıca bölgede Yenisey Irmağı üzerinde baraj ve hidroelektrik santralleri de bulunmaktadır. Bu bölgedeki hidro­elektrik santrali Rusya’nın en büyük santralidir. Yani bölge kendine yete­bilecek özelliklere sahiptir.

hakasya taş

Dil ve Eğitim Durumu


Bugün Hakasya’da dil olarak Hakasça (Hakas Türkçesi) ve Rus­ça kullanılmaktadır. Hakaslar Çar­lık döneminde zorla Kiril alfabesini kabul etmişlerdir. Sovyet Devrimin­den sonra Kiril alfabesini bırakıp Latin alfabesine geçmişler, ancak 1939’dan sonra yeniden Rus alfabe­sini kullanmak zorunda kalmışlar­dır. Hakasça Uygurca’ya benzerdir.


Bugün bir yazı diline sahip olan Hakasların dil ve edebiyat enstitü­leri mevcuttur. Moğolca ve Çince öğelerin de rastlandığı Hakasça’nın sözcük dağarcığı daha çok Türkçe­nin ortak sözcüklerinden oluşur.


Hakas Alfabesinde Türkiye Al­fabesine tamamen uyan pekçok harf de vardır. Hakaslar zengin bir halk edebiyatı geleneğine sahiptir­ler. Türkolog W. Radloff’un Hakas lehçesi edebiyatı ve etnografya­sıyla ilgili geniş çalışmaları vardır. Hakasya’da anaokulundan tutunda ilk, orta ve yükseköğretim olarak ta bir üniversite bulunmaktadır. Bu genel bilgilerden sonra gezi­mizle ilgili yazımıza başlayabiliriz.


Güney Sibirya Türklerine Yolculuk


Hakasya ve Tuva Özerk Türk Cumhuriyetlerini içinde bulundu­run Güney Sibirya gezimiz için çok ciddi çalışmalar yaptık. Aslında ge­zimizin güzergahını belirlemek için bir yıl öncesinden itibaren çalışma­lara başladık.


İlk planımızda bu üç bölge dışın­da Yakutistan, Altay ve Dağlık Altay Özerk Türk Cumhuriyetleri ile bir­likte Novosibirsk bölgesi de vardı. Yani Güney, orta ve kuzey doğu Sibirya bölgelerindeki özerk Türk Cumhuriyetlerini bir arada görmek için planlama yapmıştık. Bu seyaha­ti Ejder Turizm ile gerçekleştirmek için görüşmelere başladık.


Daha önce buraları gören ve izle­nimlerini kitaplaştıran Erdoğan As­liyüce ağabeyimiz ve bölgeyi bilen diğer bazı arkadaşlar ile istişareler yaptık.


Gezimize Novasibirsk’ten başla­yacak ve Yakuts’tan dönecek şekil­de bir plan hazırladık. Ancak Sibirya bölgesine gurup halinde seyahat yapmanın zorlukları ile karşılaşmaya başladık. Öncelikle bu bölgeye çok fazla tur yapan tu­rizm firması yok. Olanlar da iki üç firma ve belirli yerlere gidiyorlar. Bizim istediğimiz kültürel amaçlı bir seyahat olduğu için zorluk daha da artıyor. Bunun yanında bölgeye çok fazla turist gitmediği için tu­rizmcilikte gelişmemiş.


Belki de gelişmesi çok istenmi­yor. Ayrıca bölge Sibirya olması ve yazın az sürmesi nedeniyle gezinizi Temmuz ve Ağustos ayına rastlat­mak zorundasınız. Çünkü hava mu­halefeti de bir başka sorun olmak­tadır. Bunlara ilaveten birde Rusya idaresindeki Özerk Türk Cumhuri­yetlerine çok fazla turist gitmeme­si de işe eklenince turizm firmaları için bu bölge cazip ve karlı olmak­tan çıkıyor.


Yukardaki iki paragrafta izah et­tiğim nedenlerden dolayı proğram hazırlamakta biz de çok zorlandık. Rus Hava Yolları dışında bölgeye düzenli sefer yapan başka hava yolu da yok. Karşımıza pek çok engel çıktı. Aylarca bunlarla uğraştık. So­nunda başta planladığımız seyahati­mizi ikiye bölmek zorunda kaldık. Böylece Hakasya, Tuva ve Krasno­yarsk bölgesini içeren birinci kısmı yapmaya karar verdik ve 29 Ağustos 2013 Perşembe günü 12.30 da Rus Hava Yolları ile Moskova bağlan­tılı Hakasya Özerk Türk Cumhu­riyetinin başkenti Abakan’a doğru Allah’tan hayırlısı diyerek yola çık­tık.

hakasya türk atlıları


Karşımıza çıkabilecek her türlü zorluğa katlanmaya ve oralardaki Türk kardeşlerimizle kucaklaşmaya kararlıydık.
İstanbul’dan havalanan uçağı­mız 3 saatlik bir yolculuk sonun­da Moskova havalimanına indi. Hakasya’nın başkenti Abakan’a gidecek uçağımız gece saat 03 gibi kalkacak ve ortalama 6 saat sonra Abakan havalimanına inecektik. Aradaki zamanı Moskova’yı gör­mek için bir fırsat olarak değerlen­dirdik.


Havalimanından Metroya atla­dık ve Moskova şehir merkezine gittik. 1936 yılında yapılan dünya­nın en güzel Metrosu olan Mosko­va Metrosunu tekrar görme fırsatını yakalamış olduk. Her Moskova Metrosunu gördü­ğümde neden bizde böyle güzel bir Metro yok diye üzülürüm. Çünkü bu Metronun her istasyonu adeta bir saray olarak inşa edilmiş.
Oradan Kızıl Meydana geçtik. Meydanı tekrar gezdik. Burada da üzerlerine gelin ve damatların bin­diği Rus yarış atlarının gösterisini izledik.


Kızıl Meydanın trafiğe kapa­lı olan sokağında baştan sonu bir tur attık. Gördüğümüz manzaranın Amerika ya da bir batı ülkelerindeki şehirlerden bir farkı yoktu. Mağazaların hemen hepsi çok uluslu şirketlerini Moskova bayile­ri idi. Yani vahşi Kapitalizm bizler gibi Rusları da esir almıştı. Lenin mezarından kalksa ve bu­günkü manzarayı görse kahrından ya da yenilgi duygusundan tekrar tekrar ölürdü. Sanırım bugün de Kı­zıl Meydandaki mezarında kemik­leri sızlıyordur. Bu duygular içinde Mc. Donalds’ta bir şeyler yedikten sonra Abakan’a gitmek üzere tekrar havalimanına döndük.


Havalimanında işlemlerimizi yaptıktan sonra saat 04 sıralarında Moskova’dan Hakasya’nın başkenti Abakan’a gitmek üzere havalandık. Yaklaşık 6 saatlik bir yolculuktan sonra Abakan havalimanına indik. Havadan gözlemlediğimiz kadarıyla yemyeşil ovaların ve ormanlık alan­ların içinde bir yer burası. Uçaktan iki büyük nehrin Aba­kan kenarında birleştiğini görebili­yorsunuz. Abakan havalimanının oldukça mütevazı ve bakımsız olduğu göz­den kaçmıyor.
Moskova havalimanı ile bura­yı karşılaştırdığınızda arada dağlar kadar fark olduğunu görüyorsunuz. Adeta zaman tünelinde ve bugünden 50 yıl geride hissediyor insan kendi­ni.

Özerk Türk Cumhuriyetleri adeta geri bırakılmışlar hissine kapılıyor insan. Hakasya havalimanına iner in­mez sevincimizi kat kat artıran bir hadise de şu oluyor. İnsan tipi anın­da değişiyor ve özellikle Hakas Türkleri dış görünüşlerinden rahat­lıkla tanınabiliyor. İnsanları görünce bunlar Rus ve bunlar da Hakas Tür­kü diyebiliyorsun. Havaalanından itibaren Güney Sibirya’da Hakas Türkleri’nin vata­nında yani bir Türk yurdunda olmak ve Türk kardeşlerimizi görmek, on­larla kucaklaşmak bizi hem sevindi­riyor ve hem de duygulandırıyor.


Havalimanından doğruca şehir merkezine gidiyor ve panaromik bir şehir turu yaparak otelimize geçiyo­ruz.
Otelimizin adı Abakan ve Puşkin caddesinde bulunuyor. Zaten Abakan’ın iki önemli cad­desi var. Bunlardan birine Ekim devrimini gerçekleştiren Lenin’in adı, diğerine ise meşhur Rus yazar Puşkin’in adı verilmiş. Abakan Havaalanı
Dünyanın en ihtişamlı metrosu olan Moskova Metrosu (Yapım yılı 1936)
Kremlin Sarayı42


Otelimiz küçük ve güzel bir ta­rihi bina. Odalarımıza yerleşiyor ve bir süre dinleniyoruz. Saat 16’da Abakan şehir gezisi yapacağız. Abakan’ın içinde bir cami yok. Bu­nun için otelde Cuma namazı kıl­mak için bir oda düzenlemek istesek te başaramıyoruz. Bu sefer herkes kendi odasında öğle namazını eda ediyor.

Dr. Sa­dık, Dr. Süreyya ve gazeteci İsmail Kahraman ile beraber otel etrafını dolaşırken bir ilk mektebin önünde folklor çalışması yapan öğrencileri çekiyoruz. Daha sonra Taş Yazıt imitasyon­larının bulunduğu bir parkı ve ya­zıtları çekiyoruz. Parkta bir ağaca bez parçaları bağlanmış. Bu bir Şa­manizm geleneğidir ve Anadolu’da da vardır. Bunları gördükten sonra daha büyük bir parka gidip orada öğle namazını kılıyor ve otelde gu­ruba katılıyoruz.


Öğleden sonra Abakan’ı gez­mek üzere otelden ayrılıyoruz. Önce otelimizin önündeki Puşkin cadde­sinden yürüyerek Özerk Yönetim Merkezinin bulunduğu Lenin Mey­danına gidiyoruz. Yol üzerinde Dev­let Tiyatrosu ve Ruslardan kalma binaları görüyoruz. Lenin Meyda­nında Başkanlık Sarayı’nın önünde ekibimizle birlikte resim çektiriyor ve akabinde binayı görüyoruz. Daha sonra hatıra olsun diye Lenin’in büstünü çekiyoruz.

Çünkü bu hey­kel Abakan’daki tek Lenin heykeli imiş. Abakan’ın nüfusu yaklaşık 170.000 olduğu için çok kalabalık bir yer değil. Burası bir süre kalı­nıp kafa dinlenecek güzel bir şehir, ancak bizim dinlenmeye vaktimiz yok. Hızlı seyir durumundayız. Otobüse binip şehrin iki önemli caddesinden biri olan Puşkin cad­desinde ilerliyor ve sonunda Puşkin Parkı’nı görüyoruz.

Oradan Lenin caddesine geçiyoruz. Lenin Cad­desi Puşkin caddesinden daha yeni ve modern bir caddedir. Bu cadde üzerinde yeni blok apartmanlar, AVM’ler var. Lenin Caddesini de gördükten sonra otobüsümüz Abakan Şehri’nin en güzel görüldüğü yer olan Aşk Tepesine doğru yola çıkıyor. Şehri çıkarken Yenisey Nehri’nin bir kolu olan Abakan Irmağının üzerinden geçiyoruz.


Abakan Irmağı Başkent Abakan’ı ikiye bölüyor ve hemen şehrin biti­şiğinde Yenisey Nehri ile birleşiyor.
Yenisey daha sonra büyüyerek kuzey Sibirya’ya doğru ilerliyor. İşte Abakan’ın en güzel temaşa edildiği, kışında kayak yapılan Aşk Tepesine doğru gidiyoruz. Abakan Irmağı kenarında arabadan nehrin resimlerini çekiyoruz. Tam o sırada bir gelin görüyoruz.


Onlarda aynen Anadolu’da oldu­ğu gibi nehir kenarında resim çek­tiriyorlar. Yani adetler, gelenek ve görenekler bir.
Aşk Tepesine teleferikle de çıkı­labiliyor ama teleferik sadece kışın kayak sezonunda çalışıyor. 10 daki­ka sonra tepeye çıkıyor ve arabadan iniyoruz. Geniş bir ovaya yani Aba­kan Irmağı vadisine kurulmuş ye­şillikler içindeki Başkent Abakan’ı, kutlu su Yenisey Nehrini ve Abakan Irmağını Aşk Tepesinden doya doya izliyoruz. Arkamıza Abakan ve Yenisey’i alarak hatıra resimler çek­tiriyoruz.

Moğolistan dağlarından başlayıp Sibirya’yı boydan boya geçen ve kuzey buz denizine dökü­len kutlu su Yenisey Nehri dünyanın en uzun ilk 5 nehri arasına giren bir akarsudur. Güney, orta ve Kuzey Si­birya’daki pek çok önemli şehrin ve başkentin ortasından geçerek ilerle­yen nehir bölgenin can damarıdır. Ayrıca bu tepeye Aşk Tepesi denme­sinin nedeni de özellikle aşıkların ve düğünlerde gelin ve damat’ın bu te­peye arkadaşları ile beraber gelerek resim çektirmeleri olduğunu söylü­yor rehberimiz. Rüya Bahçesinde ve Rüyalar Alemindeyiz Aşk Tepesinden sonraki hedefi­miz şehir merkezindeki Rüya Bah­çesi oluyor.

Rüya Bahçesine gider­ken yol üzerinde bir Kilise görüyor. Bu arada rehberimize Abakan’da Cami olup olmadığını soruyoruz. Az sayıda Müslüman olduğunu, ancak Cami olmadığını söylüyor. Aslında Hakas Türkleri içinde Hıristiyan da oldukça az sayıdadır. Hıristi­yanların büyük çoğun­luğu Ruslardır. Burada Türk Hükümeti ve Sivil Toplum Örgütlerine bü­yük görev düşmektedir. Başkent Abakan’a bir Cami ve İslam Kültür Merkezi rahatlıkla yapı­labilir. Bu bir diplomasi olayıdır. Aynen Doğu Türkistan’da olduğu gibi Sibirya bölgesindeki Özerk Türk Cumhuriyetlerinde İslam’ın yaygınlaşması bölgede Türklerin de daha fazla bilinçlenmesine neden olacaktır.


Rüya Bahçesi ile gezimize de­vam ediyoruz. Bahçe çok büyük de­ğil ancak güzel düzenlenmiş bir yer. Değişik hayvan maketlerinden iba­dethanelere, Eyfel Kulesinin make­tinden değişik çiçeklere, Evcil hay­vanlara kadar pek çok şey bir arada çok hoş ve görmeğe değer bir yer iz­lenimi edindim. Hepsi bir yana rüya bahçesinde benim en çok ilgimi çe­ken Hakas Türkleri’nin eski köy ya­şam stilini gösteren küçük köy evi oluyor. Köy evinin içinde sandalye­ye oturarak resimler çektiriyoruz. Böyle güzel bir günlük gezi aka­binde akşam yemeğini almak üzere yerel Hakas Türk yemeklerinin ya­pıldığı bir lokantaya gidiyoruz. Ga­zeteci İsmail Kahraman ile birlikte Başkent Abakan Şehri’nin Aşk Tepesinden görünüşü lokantanın girişinde Hakas Türkü kar­deşlerimizle röpor­taj yapıyoruz. Hakas Türk Mutfağı
Hakas Türkle­rinin yemeklerinin tadına bakmak için sabırsızlanıyoruz.

Lokantanın üst katında bizim için ayrılan kısımda çok güzel donatılmış bir masanın etrafına oturuyoruz. Önce­likle dikkatimi odanın duvarındaki resimler çekiyor. Odanın duvarları Taş Yazıt imitasyonları ile süslen­miş. Bu durumu Sibirya’da değişik bölgelerde görmek mümkündür. İster Özerk Türk Cumhuriyetleri olsun, ister diğer bölgelerdeki Türk kökenli işletmeciler olsun tarihle­rine sahip çıkmaya çalışıyorlar. Bu çok hoş bir durumdur. Akşam yemeği menüsünde eriş­te çorbası, salata, kerpiç kapta ya­pılmış sebzeli güveç (üzeri hamurla kapatılmış), üzümlü ve fıstıklı kek ve meyve vardı. Türk kahvesi ile ye­mek sona erdi. Kısaca Anadolu’nun herhangi bir ilindeki bir yemekten farkı yoktu yediğimiz yemeğin.


Abakan’da görmemiz gereken bir yer kaldı. Oda bizim ve Türk Ta­rihi için son derece önem arz eden Milli Müze idi.
Abakan Mil­li Müzesi ve yine Güney Sibirya’nın en önemli ve en büyük müzesi olan Minusinsk Müzesi­ni de bir gün sabah Tuva’ya giderken görmeyi planladık. Yemekten sonra Dr. Sadık ve Dr. Sürey­ya Beyler ile beraber Abakan’da akşam nasıl oluyor düşüncesi ile sokakla­ra daldık. Bir süre gezdikten sonra şiddetli yağmur başladı. Aynen Ka­radeniz bölgesinde olduğu gibi yağ­mur bir türlü durmadı.

Bizde gezimizi yarıda keserek otele döndük. Otel önünde Hakas Türkü olan bir kadın ve genç kızı ile yarım saat sohbet ettik. Kadın bi­zim konuşmalarımızdan ve bizde onun söyledik­lerinin yarıya yakınını anlayabildik. Kısaca anlaşabildik ve birbiri­mize kanımız kaynadı. Çünkü kökenimiz birdi ve Hakas Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasında benzer çok kelimeler vardı. 1 Eylül 2013 sabahı erken kalk­tık ve kahvaltı için otelin hemen karşısındaki lokantasına geçtik. Kahvaltıda bir dilim ekmekten tutunda, bir bardak suya ve bir parça limona kadar her şey ücretlendiril­miş. Böylece israf sıfırlanmış. Ne kadar yemek istiyorsanız o kadar alıyorsunuz. Kahvaltıda haşlanmış yumurta­dan omlete, zeytinden salataya pey­nir dışında bizde olan her şey vardı. Bazı şeyler ise bize hitap etmiyordu. Çünkü Hakasya’da Ruslar çoğun­lukta idi.


Burada da aynen bir gün önce akşam yemeğini yediğimiz lokan­tada olduğu gibi duvarlar taş yazıt resimleri ile süslenmişti. Bu duvarlar bize adeta, bu bel­de dün Türk Yurdu idi, bugün Türk Yurdu’dur ve yarında Türk Yurdu olacaktır demek isti­yordu. Aslında bunu olim­piyatlarda güreşte altın madalya alan Hakas sporcularda dünyaya haykırıyorlardı. Çünkü güreş Türk Ata sporu idi. Haliyle Türk kö­kenli olanlar güreşte iyi olacaklardı. Resimler çekip kah­valtımızı yaptıktan sonra Tuva’ya gitmek üzere yola koyulduk.

Hakasya denince akla Arkeolo­ji gelir. Çünkü binlerce yıldır Türk toprağı olan bu bölgelerde yapılan kazılarda 30.000’in üzerinde Bengü Taşı (Sonsuz Taş) bulunmuştur. Bu nedenle Hakasya dünyada Arkeolo­jinin merkezi olarak bilinir. Bu ka­zılarda bulunan eserlerin %90’dan fazlası Türk Tarihi ile ilgilidir ve bu tarih M.Ö. 19-20 bininci yılla­ra kadar gitmektedir. Bunu bize bu kazılarda bulunan Taş Yazıtlar gös­termektedir. Bu nedenle Hakasya Muhtar Türk Cumhuriyetine gitmiş­ken 30 binden fazla Taş Yazıtların en önemlilerinin bulunduğu Aba­kan ve Minusinsk Milli Müzelerini görmeden geçmek olmazdı. Ancak müzelerin açık olmaması nedeniyle her iki müzeyi’de Tuva Türk Cum­huriyetinden dönerken ziyaret ede­bildik.


Tuva’dan dönerken önce Mi­nusinks Müzesini ziyaret ettik. Bu müze aynı zamanda Sibirya’nın en büyük müzesidir. Müzede öncelikle Yenisey vadisinde bulunan Taş Ya­zıtları görüyoruz. Dedelerimizin M.Ö. yıllarda özenle işlediği bu çeşitli taşları gör­dükçe farklı dünyalara gidiyor ve ne büyük geçmişe sahip bir millet olduğumuzu düşünüyoruz. Aynı zamanda Türk Milletinin bu gün­kü sıkıntılı durumuna da üzülüyor ve bunu kolaylıkla aşabileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü bu şanlı tarih bize adeta bunu öğütlüyor.

Taş Yazıtlar bölümünden sonra bu verimli topraklarda yetiştirilen ve müzede sergilenen oldukça bü­yük organik domates sergisini görü­yoruz. Burayı da gördükten sonra he­men her yazımda vurguladığım gibi ecdadımız bu toprakları sadece aç­lık ve yokluk yüzünden terk etmedi. Tarih yıllarca bu konuda bize yalan söyledi. Çünkü bu tarihi Türkler yapmış ancak yabancılar yazmıştı. Doğruyu yazmak işlerine gelmi­yordu. Doğruyu yazsalar ne diye­ceklerdi. Türkler İslam’dan önce Gök Tanrının, İslam dininin kabulü ile ise Yüce Allah’ın emrini yerine ge­tirmek ve dünyayı feth ederek ada­letle yönetmek için yaratılmış bir millettir mi diyeceklerdi. Bunun için dünyaya M.Ö. dokuz, M.S. ise 11 büyük fetih hareketi yapmışlardır diye ilave mi edeceklerdi.


Güney Sibirya’nın Ha­kasya bölgesinde kalan Kırgızlar da, bugünkü Kırgızistan’a Hakasya’dan göç eden Kırgızlar da hayatiyetle­rini devam ettiriyorlar. Yani kimse açlıktan ölüp tarih sahnesinden si­linmemiş. Minusinsk Müzesinin üst katın­da ise Hakas Türkleri’nin geçmişini ve atalarını sembolize eden mumya insan figürleri, gelin sandıkları, böl­genin dini yapısını simgeleyen insan heykelleri, bu bölgede üretilen tahıl ve her türlü yiyeceklerin sergilen­diği bölümleri gezdik. Bu bölümler bize iki gerçeği hatırlattı. Birincisi Güney Sibirya tam bir tahıl ambarı gibiymiş. Sibirya de­yince hepimizin aklına soğuk, kış ve yokluk geliyor.

Oysaki bilindiğimiz gibi değil­miş. Güney bölgede kış 4-5 ay sü­rüyormuş. Yüzlerce kolu olan Yeni­sey Nehri buraya hayat veriyor ve bölgede hemen her şey yetişiyor. Yukarıdaki düşüncelerimiz Kuzey Doğu Sibirya için doğru olabilir. Ama güney için kesinlikle doğru olmadı­ğını bizzat gördük.
Minisinks Müze­sinde beni çok şaşırtan ikinci şey ise, Hakas Türkleri’nin atalarının mumya resimleri oldu. Bu resimlerin aynıları Abakan Müzesi’nde de var. Bu bölge Türkleri­nin atalarının giysileri, törenleri, çaldıkları da­vulların görünümleri, başlarına taktıkları baş­lıkları, elbiselerinin üze­rine taktıkları aksesuar­lar ve hulasa her şeyleri ile beraber ABD deki yerliler ve Kı­zılderililer arasında ciddi benzerlik­ler var. Tipleri, kıyafetleri, eğlence şekilleri ve kısaca her şeyleri aynı gibi görülüyor.


O nedenle bunlar ya akraba top­luluklar ya da aynı bölgede aynı dönemde yaşamış farklı topluluklar­dır. Bunun tarihçiler ve diğer bilim adamları tarafından araştırılması ge­reklidir. Bunun özellikle Türk bilim adamları tarafından yapılması ge­rekir. Yoksa ABD’yi bulan batılılar eğer onlar kendilerine benzese idi, yüzbinlerce Kızılderili ve yerliyi vahşice öldürmezlerdi. Buradan doğruca Abakan Mü­zesini görmeye gidiyoruz. Müzenin bahçesinde açık alanda sergilenen pek çok Taş Yazıt var. Bunlar imi­tasyon değil gerçek yazıtlar.

Müzeye sığmadıkları için dışarı konulmuş. Aslında içeri alınmaları gerekir. Çünkü bunlar Türk Tarihi için son derece önemlidir. Müzenin içinde en ilginç yeri Taş Yazıtlar bölümü oluşturuyor. Bu Yenisey Yazıtları içinde iki tanesi var ki bunlar son derece önemliler. Bunlardan biri dünyadaki en yüksek Taş Yazıtın burada olması. Bu Taş yazıt 5.30 metre boyunda ve bunlar Yenisey Vadisindeki kur­ganlarda bulunmuş.


Abakan Milli Müzesinde beni şaşırtan bir diğer şey Bering Boğa­zında bulunmuş Taş Yazıtlar oldu. Böyle bir durumla ilk kez karşılaşı­yorum. Bunlar da bize ecdadımızın sa­dece batıya doğru değil ve hem de doğuya doğru ilerlediğini ve Bering Boğazını geçerek Amerika’ya gitti­ğini gösteriyordu. Bu böyle olmasa bu Taş Yazıtla­rın Bering Boğazında ne işi vardı. Birileri mi oraya götürüp bunları koyacak. Demek ki ABD’nin asıl yerlileri Bering Boğazını geçerek oraya giden Sibirya Türk Boyları olabilirdi. Ben gördüklerimi birleştirerek bunu ortaya atıyorum. Araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmak araştırı­cılara düşüyor. Abakan Müzesi’nden sonra Le­nin caddesinde bir AVM’ye gidiyor ve biraz alışveriş yapıyoruz. Oradan da Abakan Tren İstasyo­nuna geçiyor ve bizi Krasnoyarsk Şehri’ne götürecek olan Sibirya tre­nini beklemeye başlıyoruz. Bu arada bir saatlik zamanımız olduğu için eski tren garını geziyor ve fotoğraflar çekiyoruz.
Abakan gezimiz burada sona eriyor. Ya kısmet tekrar gelmeye di­yerek trene binip kuzey Sibirya’ya doğru yola koyuluyoruz.


Spread the love
1 Comment
Bir cevap yazın
*
*
*