Kutlu Asya

Kutlu Asya

HÜSEYİN NİHAL ATSIZIN MEKTUBU

@n_devra Adlı kullanıcının twitterda yayınladığı tweet dizisinde Hüseyin Nihal Atsız dan bahsetmiş. bende kendisinden izin alarak tweetlerini buradan paylaşıyorum.


Kimisi Atsız’a Cumhuriyet karşıtı, Atatürk karşıtı hatta Osmanlı’cı dedi!

Kimisi Atsız’a Cumhuriyet karşıtı, Atatürk karşıtı hatta Osmanlı’cı dedi! Ama bunlar Atsız’ın hangi mücadeleyle gönüllere taht kurduğunu bilmezler. O, Atatürk’ün okuttuğu Türk destanlarını kaldıran; M.Eğitim Bakanı H.A.Yücel’i, Başbakan Saraçoğlu’nu hatta Inönü’yü bile uyardı.

Atsız hocanın 1942’de Yeni Hayat dergisiyle başlayan yazı hayatı Orkun ve Ötüken dergileriyle, 11 Aralık 1975 yılına kadar sürmüştür. Çok çileli bir yaşam süren Atsız’ı yeri geldi kendi ailesi ve oğlu bile anlamamıştır. Eşi bırakıp Almanya’ya gitmiş,bir oğlu komünist olmuştu.

Atsız‘ın yazdığı sayısız makalenin bir bölümünü okumuş biri olarak; Atsız’ın ironik ve nüktedan bir dil kullandığını söyleyebilirim. Ingiltere kraliçesine yazdığı İronik ve esprili mektupları efsanedir. Bir çokları Atsız’ın Türkiye’yi Ingiltere’ye şikayet ettiğini sanmıştı!

Bugün #3MayısTürkçülerGünü anısına Atsız hocanın 1965’de Ingiltere kraliçesine esprili bir biçimde yazdığı ironik bir mektubunu paylaşacağım. Atsız’ı vede döneminin bir kesitini anlamak için o günkü şartları da iyi anlamak, aktarmak gerekiyor.

İNGİLTERE KRALİÇESİ II. ELİZABETH’E DİLEKÇE

İNGİLTERE KRALİÇESİ II. ELİZABETH’E DİLEKÇE Majeste, Ciddî bir arıza dolayısıyla 21 Haziran 1965 günü görevime gidememiş ve mensup bulunduğum daireye bildirerek doktor istemiştim. Mensup bulunduğum dairenin resmi kâğıdı 22 Haziran’da, bana gelmesi gereken doktorun eline geçtiği halde bu doktor 25 Haziran günü öğle vaktine kadar muayeneye gelmediği için doktorun âmiri bulunan Kartal Kaymakamlığı’na dilekçe yazıp elden göndererek gelmeyen hükümet doktoru yerine belediye doktorunun yollanmasını istemiş ve derhal gelen belediye doktorunun muayene ve raporundan sonra da görevini yapmayan hükümet doktorunu Sağlık Bakanlığı’na şikâyet etmiş, insanların sağlığına karşı bu kadar kayıtsız kalan doktorun cezalandırılmasını istemiştim. Sağlık Bakanlığı dilekçeyi işleme koyarak incelemeyi yaptırdı. İfadeler alındı ve nihayet İstanbul il İdare Kurulu 27 Ekim 1965’te toplanarak kararını verdi. Karara göre dosyada, mahut doktorun mahkemeye verilmesine yetecek delil yokmuş!

Bir doktorun muayenesine üç gün gitmemeyi suç delili saymayacak kadar iz’an ve idrakten mahrum bir kuruldan ve onlara bu mevkileri veren hükümetimden ümidi kestiğim için devletimin müttefiki olan ve Osmanlı Hanedanı’ndan sonra en asil bir hanedanın idaresinde bulunan İngiltere’nin kraliçesi siz majestelerine başvurmak zorunda kaldım. Bu şahane kararı veren İstanbul İl İdare Kurulu Vali yerine Vali Muavini Ekrem Gönen’in başkanlığında Hukuk İşleri Müdürü Muzaffer Çağlar, Defterdar Vekili Semih Atabey, Bayındırlık Müdürü Hamdi Tekiner, Sağlık Müdürü Vekili Doktor Mehmet Bulgan, Veteriner Müdürü Hasan Ertan’dan kurulmuştur. Kurulda bulunması gereken Millî Eğitim Müdürü Halis Kurtça ile Teknik Ziraat Müdürü Necati Arat o günkü toplantıya katılmamışlardır. (Kurul hukukçu olmalı değil mi? Oysa….)


Türk devletinin değil de acaba Hitit devletinin mi vatandaşıyım

Tamamıyla hukukî bir mesele olan böyle bir olayda mühendislerin, doktorların, baytarların, defterdarların karar sahibi olması bize ait garabetlerden bulunmakla beraber (O zamanlar da aynı sorunlar varmış…) görevine gitmediği, eldeki dilekçelerin ve resmî kâğıtların tarihleriyle yüzde yüz açığa çıkmış olan bir doktorun suçlu olduğunu böyle yüksek öğrenim görmüş yüksek memurlar değil alelade insanlar, hattâ Sovyet Rusya vatandaşları bile anlayabilirdi.

Fakat yıllardır kafalar ters işlemeye alışmış olduğu için bu yüksek memurlar bu kadar açık ve seçik olayla doğru bir karara varmak erdemini gösterememişler, gülünç olduklarını bile anlayamamışlardır. Bu müdürlerin aradıkları delil acaba benim ölmem gibi bir şey miydi? Bu soru kendilerine sorulsa hiçbir cevap veremeyeceklerine, yalnız soranın yüzüne koyun gibi bakacaklarına Majestelerini temin ederim.


Bir insanın kendi hükümetinden bu kadar bezgin ve umut kesmiş olarak, müttefik de olsa, bir yabancı devletin hükümdarına başvurmasındaki ağırlığı bütün acılığı ile tadıyor ve hattâ bazen “ben Türk devletinin değil de acaba Hitit devletinin mi vatandaşıyım” diye şüpheye düşüyor ve belki hükümetimi uyarır da doğru bir davranışa sebep olurum diye bu acılığa katlanıyorum… (Dile bakın, ironiye bakın, espriye-nükteye bakın.. Bu Atsız dili işte)


Çünkü bizim hükümetlerimiz o kadar konukseverdirler ki kendi vatandaşlarından yüz binlercesini kaale almadıkları herhangi bir arzusunu bir yabancının, hele Majesteleri gibi en yüksek mevkide bulunan asil bir şahsiyetin işaretiyle yerine getirmekte asla kusur etmezler.(Tanıdık) Var olduğunu işittiğim İnsan Hakları diye bir beyannameye benim hükümetim de imza atmış, Afrika’daki Zencilerin hakları söz konusu olduğu zamanda da imzasının şerefini yerine getirecek davranışlardan geri kalmamış, fakat kendi vatandaşlarından birinin… (Hoşgeldin Suriye…) sağlık hakkını apaçık hiçe sayan bir memuru suçsuz bulmuştur. Memleketinizde adaletin eksiksiz ve katıksız alarak yürürlükte bulunduğunu işitiyorum. (O dönem ülkenin çesitli sorunlarını başta sağlık sistemi olmak üzere baştan aşağı eleştirebilen belki tek adamdır Atsız)


bu sarsıntı ile yalnız Türkiye değil, bütün dünya yok olacaktır.

Türkiye’deki bazı Amerikan subaylarının(NATO) Türk vatandaşlarına karşı işledikleri suçların Amerikan mahkemelerinde görülmesi hakkındaki anlaşma gibi, haksızlığa uğrayan bazı Türklerin de İngiliz idarî makamlarına başvurmasını sağlayan bir anlaşma bulunsaydı..(büyüksün Atsız) adı geçen müdürleri derhal şikâyet eder hattâ Türk elçiliğinden hiçbir kolaylık görmeyeceğimi bildiğim halde Londra’ya kadar da gelirdim. Bu imkânlar olmadığı için böyle bir dilekçe yazıyor ve isteğimin kabul edilmesini rica ediyorum. (NATO Subayları hala yargılanamaz..)

Majeste, Sizden istirhamım şudur: Sevimli Başbakanınıza direktif vererek dışişleri kanalı ile Türkiye’den, görevini yapmayan doktorun cezalandırılmasını ve bu derece lâubâli bir doktoru suçsuz bulan müdürlerin işlerine son verilmesini isteyiniz. (Atsız hoca daha ne desin?!) Bu istek İngiltere’nin de menfaatlerine uygun düşecektir. Çünkü akılları kafataslarının çok uzağına fırlamış memurlarla idare edilen Türkiye, nihayet Tanrı’nın da sabrını taşırıp batarsa bu ulu ve kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanmış gövdenin batışı… (UYARIYA BAKIN) birkaç düzine kobalt bombasının patlamasına eşit bir sarsıntı yapacak, bu sarsıntı ile yalnız Türkiye değil, bütün dünya yok olacaktır. ATSIZ (Süleymaniye Kütüphanesinde Görevli Öğretmen) (Şimdi bu mektubu okuyan normal birkişi bu kadar nükteyi, ironiyi nasıl anlasın ki?)

Bir cevap yazın
*
*
*