NEDİM


Asıl adı Ahmed olan Nedim, 1681’de İstanbul’da doğdu. Düzenli bir medrese öğrenimi görerek Arapça ve Farsça öğrendi. Müderrislik ve mahkeme naipliği yaptı. III. Ahmed dönemi saray eğlencelerinin başlıca simalarından biri oldu. Aşırı içki içti. Patrona ayaklanması sırasında isyancılardan kaçarken damdan düşerek öldü. (1730 İstanbul) Üstün sanat anlayışıyla şiirlerini tasavvuftan sıyırarak eski şiirin dar ve köhne dünyasını yinelemekten kurtulan bir şair olan Nedim, temel olarak evrenin düzeninin insan tarafından anlaşılamayacağı görüşünü benimsemiş, dine dayalı görüşlere karşı çıkmıştır. Nedim şiirlerinde felsefe yapmaz. Şiirleri yaşamak ve sevmekle ilgilidir. Diğer divan şiirlerinin çoğu gibi kötümser değildir, neşeli yaradılışı ve hayata bağlılığıyla hiç karamsarlığa düşmemiş, bu dünyaya bağlanmıştır. Hayat onun için sevmek, eğlenmek ve gününü gün etmekten başka bir şey değildir. İçki ve eğlenceye aşırı biçimde düşkündür. Nedim’e göre yaşamak, dünya nimetlerinden yararlanmak insanın en doğal hakkıdır. Sürekli softalara çatmış, hayatın bütün zevk ve nimetleriyle yaşanması gerektiğine inanmıştır.

-lale-devrinin-meshur-sairi-nedim-boluludur

Eski şiirimize yeni bir ruh ve yeni bir söyleyiş getirme başarısını göstermiş olan Nedim bu dünyaya ve hayata son derece bağlı olması nedeniyle şiirlerinde yaşadıklarını ve günlük aşk izlenimlerini yansıtmış, kendisini divan şiirinin soyut dünyasından kurtararak sürekli gerçeğe bakmıştır. Şiiri hiçbir zaman hüner ve marifet gösterme, kelime oyunu biçiminde görmemiş, yapmacıklı ve soğuk anlatım biçimlerinden kaçmış, az, içten, nitelikli ürünler vermeye özen göstermiştir.

Nedim, divan edebiyatında çığır açmış bir şairdir. O devrin şairleri onu pek az anlamış, gerçek değerini ölümünden sonra takdir etmişlerdir. Kendisinden sonra gelenler etkisinden kurtulamamıştır. Nedim gerçek yaşamın sesini duyurmuş, yaşadığı devri, Türkçe’nin doğal ve yetkin nazım dilini etkisiz biçimde yansıtmıştır.

nedim

Nedim’in başlıca özelliklerinden biri de İstanbul şivesini kullanmış olmasıdır. Daha önceki yüzyıllarda, Divan şiirinin ortak söylenişi dışında , Baki, Şeyhülislam Yahya, Naili vb. gibi bazı şairler tarafından zaman zaman kullanıldığını gördüğümüz İstanbul şivesi XVIII. yüzyılda doğal bir akım halini almış ve Nedim bu akımın bilinçli ve en büyük temsilcisi olarak kabul edilmiştir.

NEDİM’İN ŞİİRLERİNDE SEVGİLİYİ BENZETTİĞİ UNSURLAR

Bir güzelin boyu için;

Nazı ab etmiş de bir fevvare resm etmiş hayal
İşte ol sudur atılmış kametin olmuş senin

İnceliği için;

Haddeden geçmiş nezaket yal ü bal olmuş sana

Kokusu ve nazı için;

Buy-i gül taktir olunmuş nazın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mal olmuş sana 

 

“Hurşid pençesin mi takınmış cebine
 Ol zülf-i zerden dökülen tarler midir” 

Beytinde sarı saçlı bir güzelden;

“Değil çeşm-i kebud ol ebruvanın zir-i takında 
 İki avare kumridir ki gelmiş aşiyan tutmuş”

“Zülf ü külahı verdi halel Mağrib ü Fes’e

 Çeşm-i kebudu saldı akın mülk-i Çerkes’e” 
Beyitlerinde mavi gözlü bir dilberden;

 

“Şive-i güftarı hemşiren mi öğretti sana
 Her sözün şirin-zebanım canıma can oldu hep”

Beytinde hemşiresi gibi konuşan bir güzelden bahseder. Bir gün

“Sinemi deldi bugün afet-i çar-pareli
 Gül yanaklı gülgüli kerrakeli mor hareli

şarkısında tarif ettiği bir güzele tutulur. Bir başka gün

“Dili naks-aver eder sabr edemem ma-hasali
 Yüreğim oynadı gördükte o çengi güzeli
 Al eteklik olalı cüy-i murad üzre habab
 Ber-heva etti dili nağme-i der ten Yaleli

beytinde söylediği bir çengi güzelin raksı yüreğini oynatır.

Ey kaşı yay yüzün beri dönmez misin dahi

Ey gurre-i ümid görünmez misin dahi

Beytinde yay kaşlı sevgilinin yüzünü ondan sakladığından şikayetçi.

Sinede evvel ne muhrik arzular var idi

Lebde ser-keş ahlar ateşli hular var idi

 

Böyle bi-halet değildi gördüğüm sahra-yi aşk
Anda mecnun bidler divane cular var idi

 

Ben bugün bir nev-bahar-ı hüsn ü an seyr eyledim 
Tarf-ı destarında sünbül gibi mular var idi

 

...

Gazelinde sevgiliyi bir güzellik ilkbaharına benzetiyor. Sevgilinin saçlarına sümbül diyor.

Bus-i la’lin şöle sir-ab-ı zülal eyler beni
Kim gören ab-ı hayat içmiş hayal eder beni

Beytinde sevgilinin onun ömrünü uzattığını, sevgiliyi öptüğünde hayat suyu içmiş gibi olduğunu söylüyor.

Mest-i nazım kim büyüttü böyle bi-perva seni
Kim yetiştirdi bu güne servden bala seni

Beytinde sevgiliyi bir naz sarhoşuna benzetiyor. Sevgilinin boyu için de selviye benzetiyor.

Sandım olmuş ceste ber fevvare-i ab-ı hayat
Böyle gösterdi bana ol kadd-i müstesna seni

Beytinde boyundan dolayı sevgiliyi hayat suyu saçıyormuş, ömrü uzatıyormuş gibi görüyor.

Sen gülersin gül gibi ben bülbül-i nalanınım
 Mest-i medhuş-i temaşa-yi leb-i handanınam

 

	“Bana kul olsun” deyü hacetne ferman etmeğe
Ben senin çoktan efendim bende-i fermanınam

 

Har isem de gülşen-i hüsnünde harım ben hele
Hak isem de bari hak-i rah-ı müşk-efşanınam

 

Olsam üftade gubar-asa yine pest olmasam
Çünki ey sevr-i bülend üftade-i damarınınam

 

Laleler sagarların pür kılmak ister sakiya
Ben dahi muhtac-ı lutf u talib-i ihsanınam

 

Sen demişsin kim “kimin hayranıdır bilmem Nedim”
Nazenimin pek bilirsin kim senin hayranınam

Nedim bu gazelinde sevgilinin gülüşünü güle kendini ise inleyen bülbüle benzetiyor. Sevgilinin gülen dudaklarının sarhoşu olduğunu söylüyor.Sevgiliye kul olduğunu bunu ferman etmesine gerek olmadığını, diken ise güzelliğinin gül bahçesinde diken olduğunu toprak ise misk saçan yolunun toprağı olduğunu söylüyor. 4. beyitte kendisini toza sevgiliyi selvi ağacına benzetiyor. Son beyitte nazlı sevgilisinin hayranı olduğunu belirtiyor.