Kutlu Asya

Kutlu Asya

TÜRK MÜZİĞİ VE TÜRK MÜZİK TARİHİ

Spread the love

TÜRK MÜZİĞİ

Müzik bir toplumun sosyal yaşantısından siyasi yapısına, dini inançlarından o toplumun genel veya yöresel geleneklerine göre şekil almaktadır. Belirli bir bölgeye veya yöreye ait sözlü veya sözsüz parçalar; o bölgenin veya yörenin ve hatta daha geniş açıdan bakıldığında o toplumun özelliklerini, düşünce tarzlarını, geleneklerini ve değerlerini ayna gibi yansıtmaktadır. Müzik yoluyla, toplumdaki insanlar en basit duygularından en derin ve yoğun duygularına kadar kendini müzik ile ifade edebilmekte; eski zamanlardan günümüze kulaktan kulağa, günümüz teknolojisi yardımıyla kayıtlar sayesinde bir nesilden diğerine aktarılabilmektedir.

Tarihin en eski devirlerinden beri müzik; şifa bulmak, acıları ve hastalıkların seyrini azaltmak veya tedavi etmek amaçları doğrultusunda kullanılmıştır. Kişiden kişiye değişebilmekle birlikte, insan vücudu üzerinde tıbbi olarak kabul görmüş müziğin etkileri, günümüz teknolojisi tarafından neredeyse ölçülebilmektedir.

Türk halklarının müzik sanatındaki benzerlik, sadece çalgıların benzeşmesiyle sınırlı değildir. Bu benzerlikler, çalgıları çalma yönteminde de görünür. Örneğin, tırnakla çalma metodu Kırgız’ın kıyağı, Tuva’nın bızançesi, Moğol’un morinhuru, Kazak’ın kopuzunda korunmuştur.

Dede Korkut, Türk halklarının epik eserlerinin temelini oluşturan ozan olarak tanınmaktadır. Kazaklarda da Dede Korkut, ilk kopuzun mucididir.

TÜRK HALK MÜZİĞİ

Ülkemiz insanının yüzyıllardan beri kendi yöresel çalgı ve şivesiyle seslendirerek, üzüntüsünü ve sevincini paylaşarak ürettiği, onunla can bulduğu müzik çeşidimizdir. Türk Halk Müziği 1950’lere değin, Karacaoğlan, Köroğlu, Pir Sultan Abdal, Aşık Veysel, Neşet Ertaş, Muharrem Ertaş, Aşık Mahsuni Şerif gibi ozanlarla aşıklık geleneği can bulmuş, 1950’lerden sonra devlet koroları, TRT, halk eğitimi merkezleri, özel kurslar, cemiyet ve dernekler ile müzik eğitimi veren okullardaki çalışmalarla güçlenmiştir (Yurga, 2002: 13). Daha başka bir tanımla halk müziği; türküler, oyun havaları, maniler, koşmalar, tekerlemeler, oyun müzikleri, seyirlik ve tören müzikleri gibi halkın günlük yaşamını konu edinen sözlü-sözsüz, oyunlu-danslı müzikleri kapsar. Müziği yaratan kişiler genel olarak belli değildir ve notalaştırılmadığı için nesilden nesile kulaktan kulağa aktarılmaktadır. Müziğin aslının değişime uğraması ve halk müziği eserlerinin çoğunun anonim olması bu yüzdendir.

Halk müziği, yöresel ve bölgesel dil ve müzik özelliklerini gösterir ve çoğu kez doğaçlamaya dayanır. Halk müziği anlaşılır, ezgisi-armonisi ve ritmi bakımından kolay ve yaşanan zamana, olaya ve güne uygun bir yapıdadır. Halkın yaşamına giren her türlü şey, halk müziğinin konusu olmaktadır (Kaygısız, 2000: 176, 364). Halk müziği, bireyle sosyal yapıyı etkilemesi açısından hem uygulanan, hem de uygulamacı bir müziktir. Halk müziği, Türkiye’deki birçok müzisyen ve halkbilimci tarafından Türk kültür hayatının zamandan bağımsız, aşikar bir gerçeği olarak sunulmaktadır…

TÜRK HALK MÜZİĞİNİN ENLERİ

Halk müziğine popüler ilgi, büyük ölçüde 1970’lerin başlarında itibaren radyoda halk müziği programlarına giderek artan bir süre verilmesiyle oluşturuldu… Halk müziği ya da halk oyunları sınıfları bulunan okullar, dershane ve dernekler; ulusal kültüre, halkın müziğinin, dansının korunmasına, topluma yetenekli insanlar kazandırmaya ve Türkiye’nin uluslararası yarışmalarda başarıyla temsil edilmesine yaptıkları katkının önemini vurgulamaktadır (Stokes, 1998: 43-71-75). Ali Ekber Çiçek, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Çetin Akdeniz, Mehmet Erenler, Erol Parlak, Erdal Erzincan, Gülşen Kutlu, Muharrem Ertaş, Nida tüfekçi, Neşet Ertaş, Belkıs Akkale, Sadık Gürbüz, Talip Özkan, Muhlis Akarsu, Hasan Mutlucan, Mehmet Erenler, Kıvırcık Ali, Yavuz Top vb. bu türün bazı önde gelen icracılarıdır.

ORTA ASYA TÜRK MÜZİĞİ

Orta-Asya Türklerinde müzik, kendi tarihleri kadar eskidir. Bazı tarihçi ve müzikologlar Orta-Asya Türklerinin en az 6000 yıldan beri devam eden Müzik Kültürünün olduğunu söylemektedirler. XXI. yüzyılın başlarında araştırma yapan Rudenko ve Griaznov adlı Sovyet ilim adamları Altayların Pazırık ve Başadar vadilerinden çok eski kilim parçaları ve “çeng” olarak isimlendirilen Türk müzik aletini bulmuşlardır. Rudenko bu bölge sakinlerinin tarihinin M.Ö. 1700 yıllarına kadar uzadığını söylemektedir. Türklerdeki telli-seslilerin en eski ve zengin çeşitli alt sınıfı bağlamalardır. Đlkçağda Kopuzlar, Ortaçağda Tanbur (Dombra, Dutar), Tar ailesi (Çârta, Çeşde), Şudurgu, Ravza (Irvıza) vb… sonraki yüzyıllarda Bağlama ailesi (Bulgari, Bozok, Kara düzen), Kolça kopuz, Çöğür, Rumi kopuz, Koçkarca vb. gibi tipleri kullanılmıştı

BEŞ SESLİLİK

Türk Kültürü’nde ise beş seslilik diye adlandırılmaktadır. Beş sesli bir müzikal eserin dinlenmesi insanda Doğu ve Uzak Doğu imajı uyandırmaktadır. Beş sesliliğin Orta Asya’dan Dünya’ya yayıldığı ve pek çok yerde devam ettiği gözlemlenmektedir. Buna örnek olarak Urfa, Erzurum, Safranbolu, Konya, Niğde, Eskişehir ve Çifteler köylerinde kullanılan beş seslilik, Kazak-Kırgız, Đdil-Ural, Kırım, Yakut, Karaçay Türkleri müzikal eserlerinde tam; Özbek, Doğu Türkistan, Kafkas, Azerbaycan ve Türkmenlerin müzikal eserlerinde yarım beş seslilik kullanılmaktadır.42 Türklerde müzik, gelenek ve tarih olarak sosyal hayatın içinde vazgeçilmez olan bir fenomendir. M.Ö. III. ile II. binler arasında Guti, Gutu, Kut, Kas… adları altında Asya’dan Anadolu’ya gelen Oğuzların müziği, Şaman müziğine kaynak gösterilmektedir. Milattan önceki yıllarda Çin’e inen Türk milletlerinin oraya millî raks ve musikilerini de beraberinde getirdikleri ve tanıtmış oldukları tarih açısından önemli bir durumdur. Bugünkü Çin musikisinin oluşmasında o zamanki Türklerin tesiri önemlidir.

MUSİKİ

Türklerin mûsikîlerinin esasına gelince ki bu, Asya eskilerin Uşşak adı ile kullandıkları ve Çargâh Beşlisi ile Bûselik Dörtlüsü’nden meydana gelmiş bulunan, şimdi Kürdili Çargâh denilen diziye dayanmaktadır. Abdulkadir Ğaybî el-Hâfız elMerâğî Câmiu’l-Elhân adlı eserinde bu makamın yiğitliğe, cesarete, yürekliliğe kuvvet vermesinden dolayı Türklerin kendi mizaçlarına uygun görerek tercih ettiklerini yazar. Bu gibi araştırmalar Türklerin köklü bir mûsikî geleneğine ve temeline sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, Türklerde mûsikî sanatı çok eskidir. Bugünkü Halk Mûsikisi olarak bilinen türün kökleri en azından Göktürkler devrine kadar gider. Klasik müzik türü ise islâm devrinde gelişmiş ve XIII. yüzyıldan itibaren de olgun meyvelerini vermeye başlamıştır. Böylece Türk sanatının asıl zenginliği Türklerin İslâmiyet’e geçmesiyle ortaya çıkmış, gerçekleştirilen yeni sentez ile İslâmiyet’ten sonraki Asya ve Anadolu Türk sanatının ortaya çıkmasına temel olmuştur.

Geçmişi köklü ve spritüel vasıflı bu müziğin diğer bir özelliği de içinde bulunduğumuz o an’a göre en geçerli icraata sahip olmasıdır. İrticalî ve improvizasyon denilen bu sezgi ile an içinde en uygun müziğin icraatı zamanla, Türk Tasavvuf Musikisinde durak ve kaside, Türk Folklor Musikisinde âşık tarzı, Halk Musikisinde âşık tarzı, Sanat Musikisinde ise gazel ve taksim tarzında karşımıza çıkmaktadır. Türk Musikisinin kaynağında en eski değer olarak düşünülebilecek olan bu beş seslilik, melodiler halinde halen Londra Kraliyet Müzik Terapi okulunda otistik çocukların adaptasyonunda tedavi edici, Macaristan’da ise çocuk eğitiminde önemli bir unsur olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda Türk Musiksine ait beş seslilik diğer birçok ülkelerde parapsikolojik çalışmalarda konsantrasyon artırıcı bir eleman olarak beynin teta dalgasının oluşmasında tesirli oluşundan dolayı, parapsikolojik fenomenleri açığa çıkarıcı malzeme olarak kullanılmaktadır.

AZERBAYCAN HALK MÜZİĞİ

Azerbaycan’ın müzik kültürü M.Ö. 3-5. yüz yıllarına dayanmaktatır. Azerbaycan müziğine dair ilk bilgiler arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkmıştır. Çıkarılan anıtlardan – Gobustan ve Gemikaya’da ilk insanların kaya taşları üzerinde çizmiş oldukları resimlerin Tunç devrine ait olduğu tespit edilmiştir. Bakü’ye yakın olan Gobustan kayalarında Azerbaycan dansı olan “Yallı”ya benzer ayin dansı dönemin insanları tarafından da çizilmiştir (Azerbaycan Tarihi, 1958). Kaya resimlerinde görülen dans hareketlerini klasik dans dili ile anlatacak olursak – port de bras hareketinin durumu, ayaklar ise en dehors ikinci pozisyonu durumudur. Aynı hareket tarzı ve duruş pozisyonu bugün de Azerbaycan danslarının ayrılmaz parçasıdır.

Kaya resimlerinden dansların müzik eşliğinde yapıldığını görmekteyiz. Gobustan’daki mağaraların yanında müzik seslerinin 7 perdesini veren kaya parçası da günümüze kadar korunmuştur. Ava gitmeden önce yapılan ayinlerde bu alet eşliğinde dans yapıldığı anlaşılmaktadır. İlk yazılı edebiyat kitabı olan “Kitab-ı Dede Korkut”ta, Nizami’nin ve Fuzuli’nin eserlerinde, Orta Çağ müzik yaşamına, türlerine, müzik aletlerine ilişkin zengin bilgiler yer almaktadır.

Eski çağlara dayanan Azerbaycan müziğinin, Orta Çağ’da âşık-ozan sanatı ve makamları günümüze kadar korunmuş olup, bugün de Azerbaycan kültüründe gelişmektedir. Doğu’daki ilk opera olan Üzeyir Hacıbeyov’un “Leyli ve Mecnun” operası ile başlayan Azerbaycan klasik müziği; lied, opera, bale, senfoni, koro müziğinin gelişmesinde önemli roller oynamıştır. 20. yüzyılda konservatuarların, operaların, müzik okullarının, müzik liselerinin ve orkestraların kurulması yeni müzik türlerinin oluşmasına olanak sağlamıştır.

KAZAKİSTAN HALK MÜZİĞİ

Türk halklarının müzik aletleri hakkındaki bazı önemli bilgileri, araştırmacı Bolat Şamğaliulı Sarıbayev’in eserinde bulabiliriz. Sarıbayev (1980) Kazak ve Sibirya Türk kökenli halklarının müzik aletlerinin arasındaki benzerliklere bilimsel açıdan değinerek, değerli ve önemli bilgiler ortaya koymuştur. Kazak müziğinin menşeini, temelini Türk avazı ile sazı oluşturmaktadır. Bu görüşümüze delil teşkil eden en önemli örnekler arasında kopuz eşliğinde günümüze kadar gelmiş, yaşama kabiliyeti göstermiş olan Dede Korkut ezgilerini ve destan geleneğimizi gösterebiliriz. Her müzik aleti içinde yaşadığı toplumun müzik zevkine uygunluk gösterir. Yapımı, biçimi, telleri, eşiği ve ses çıkarma özelliği benzer olmayan aletlerin sesinde de yakınlık olmaz. Örneğin piyano veya gitarda kopuz ya da dombıranın sesini bulmak mümkün değildir. Zira her müzik aleti ait olduğu toplumun estetik zevkinin, sanat anlayışının, kendini ifade etme biçiminin, ses renginin bir tezahürüdür.

KOPUZ

Kazak Türklerinde Komuz kelimesi, “kobız” olarak kullanılır. Kobız, yayla çalınan telli çalgılardandır. Kobızın büyülü sesini asırlarca Şamanlar, törenlerinde hasta tedavi etmek, kötü ruhları kovmak gibi amaçlar için kullanmışlardır. Baksı veya Kam adı verilen bu Asya Türk tedavicileri, tedavi seansı sırasında kutsal saydıkları müzik aletlerine özel önem verirlerdi. Yayın tellere dokunuşu sonucunda çıkan sesin, ata ruhu ile bağlantı kurmaya yardımcı olduğuna ve bu sesin iyi ruhları çağırıp kötü ruhları kovduğuna inanırlardı. Bu nedenle kılkobız baksılar tarafından kullanılmıştır.

Türk lehçelerinde geleneksel müzik aletlerinin adları da birbirine benzer şekilde türemiştir. Örneğin, Kazaklardaki “kılkopuzu” (iki telli çalgı, Türkçe: kopuz), Altayca “topşur”, “ikili”, Hakasça “ııh”, Tıvaca “igil” olarak söylenir. “Şerter” (telli çalgı) ise, Hakasça “homıs” (iki telli çalgı) (Butanayev 1999: 188), Tıvaca “dopşulur çanzı”, Sahaca “kırımpa” Şankopuz (gubuz), Altayca “komus”, Hakas ve Tıvalar “temir homus, demir homus” olarak kullanılmaktadır.

DOMBRA

Arkeolojik buluntuların içinde en az günümüzden iki bin sene önce kullanılmış olan çift telli çalgının görünüşü dikkat çekmektedir ve bu alete günümüzde en benzer ve en yakın çalgı olarak Kazak’ın dombırası ve Kırgız’ın komuzunu söyleyebiliriz. “Kazak kopuzları biçim, yapılış, ses ve kullanılış bakımından en eski karakteri taşıyan sazlardır.” Altaylılar, Hakaslar, Tuvalar, Tofalar, Çorlar kendilerine ait müzik aletlerinin şeklini değiştirmeden görünüşünü korumuşlardır

Eski çağlardan günümüze intikal eden miras olan müzik aletlerinin menşeini izah eden malzemeler arasında mitik anlatılar ile efsaneleri sayabiliriz. Kazaklarda dombıra veya sazın nasıl meydana geldiği konusunda birçok efsane mevcuttur. Bunlardan bazılarına B. Saribayev, K. Jubanov, O. Janibekov ve A. Seydimbekov gibi araştırmacılar eserlerinde yer vermiştir

Mağcan Cumabay’ın yayımlamış olduğu bir anlatıya göre Korkut Ata eşsiz bir halk şairi, kopuz ve dombranın mucididir. Günümüzde de bazı yerlerde Kazaklar dombıranın tellerini hâlâ kurutulmuş bağırsaklardan yapmaktadırlar.

Kazak halkında dombıranın mucidi Kambarhan, Türkmenlerde ise dutarı yapanın Baba Gambar olduğunu anlatılmaktadır. Kazak Kambar, avcı; Türkmen Gambar ise at bakıcısıdır. Türk halkları arasındaki Gambar, Kambar babaların meslekleri, uğraşıları ne olursa olsun zikredilen şahıslarla dombıra, dutar olarak adlandırılan müzik aletlerinin özleştirildiğini görmekteyiz bu da bizi aynı yani tek kişiye götürmektedir

1950’de Sovyet Hükümeti döneminde “Kanbar Türküsü” ve diğer bazı türküler toplumsal hafızayı zayıflatmak hatta silmek üzere kitaplardan çıkartılmıştır. Buna rağmen Kambar Batır, Kazak edebiyatında kahraman olarak yaşamaya devam etmiştir.

KIRGIZİSTAN HALK MÜZİĞİ

Müzik kelimesinin Yunan dilindeki “муза” (müz) kelimesinden gelmiş olduğunu Kırgız müzikologları da kabul etmektedirler. Ayrıca “şarkı” kelimesini anlatan “ыр” (ır veya yır) sözcüğü de kullanılır. Bu sözcük “Divanü Lûgat-Đt-Türk” sözlüğünde “Ol ır/yır yırladı” yani “O bir şarkı söyledi” anlamında geçmektedir. Şarkı söyleyen sanatçıya Kırgızlar “ırçı” ifadesini kullanırlar. Bu kelime, ismi geçen sözlükte “yıragu – şarkıcı, çalgıcı, çağırıcı” sözcükleri ile zikredilmiştir. Bunların dışında “Kırgız Musikisi”nin ortaya çıkışı ve kökü “Комуз” (Komuz) kelimesine dayandırılır. Etnograf ve müzikolog V. Bartold “Turetskiy Epos i Kavkaz” (Türk destanı ve Kafkas) adlı eserinde “Komuz” kelimesinin bir müzik çalgısını andırmaktan öte, genel anlamda bütün mûsikî terimlerini kapsayan ve müzik kelimesinin özünü anlatan özellik taşıdığını belirtmiştir.

Kırgız Türklerinin Müziğini ilk olarak ortaya koyan Kambarkan’ın olduğu konusunda fikir ayrılığı yoktur. Ancak Komuz’un teli ile ilgili görüşlerde farklılık ortaya çıkmıştır. Komuz’un ortaya çıkışı ile ilgili anlatılan bir rivayette Kambarkan Han’ın kızı sevgilisini kaybeder ve bu acıya dayanamayarak ormanların derinliklerine dalar. Derdine derman olacak sesi duyuncaya kadar gezer durur. Sonunda tilki bağırsağının çam ağacına asılı kalarak, gamlı ses çıkardığı yerde kendini buluveren bu kız, o sesin etkisi altında kalarak derdini unutmayı başarmış. Kuruyan ve ses çıkaran tilki bağırsağını bir ağaç gövdesine gererek yerleştirmiş ve onu çalmaya başlamış. Böylece hepimizin de bildiği, “Kambarkan” küyü ortaya çıkmıştır.

DEDE KORKUT – KORKUT ATA

Dede Korkut, Komuz’u velilik ve ululuk sembolü olarak görmüştür. Gazi erenlerin başına gelenleri söyleyen de Komuz’dur. Ayrıca ata ruhları ile haberleşmede, medet ve yardım isteme sesidir. Yiğitlere güç vererek, boğalar ve buğraları yenmelerinde imkân veren ilahî sesin kaynağını da Komuz teşkil etmektedir. Aynı zamanda topluluğa haber veren, halkı uyaran, iyi ruhları çağıran, kötü ruhları kovan özelliği de taşımaktadır Komuz. Dua ve Tanrıya yakarışlarda yaylı Komuz kullanılmıştır.116 Bu bilgileri sunduktan sonra Bahaeddin Ögel: “Komuz, İç ve Kuzey Asya Türklerinde bir kemençedir, zaman zaman parmakla çalınan bir saz da olabilir. Tarihin en derinliklerinde gelen, bizi bu derin sihir ile biraz ürperten, biraz da korkutan, Komuz’un en eski tipleri, Kazak Komuzları idiler” demektedir.117 Kaşgarlı Mahmud Divanü Lûgat-İt-Türk’ünde Komuz kelimesine yakın “Kubuz” kelimesini kullanır ve Ud’a benzer bir çalgı olduğunu kaydeder.

MANAS DESTANI

Kırgız Müziğinin günümüze kadar ulaşmasının sağlanmasında önemli yer tutan bir diğer unsur, Manas Destanıdır. Manas Destanı, баатырдык-музыкалык эпос (kahramanlık ve cesurluk motifleri içeren musiki destan) olarak bilinir. Destanın her dizisi müziğin eşliğinde söylenir ve mimik-jest eklenerek her olaya özgü şekilde ustaca icra edilir. Destandaki müziğin özelliği, onun farklı kıraatlerde söylenen resitatif unsurunu taşımasındadır. Destanın şiirsel metni, asıl konusu ve duygusal tarafı, müziğin eşliğinde daha da güçlü ve anlamlı hale gelmektedir. Herkesin anlayabileceği dilde söylenmesi, halkın kulağına hoş gelen müziğin kullanılması destanın günümüze kadar ulaşmasında önemli yer almaktadır.

Manas ;Kırgızların Kahramanıdır ve Kırgızları Çinlilerin baskısından kurtarmış ve dünyanın yirmi yanına dağılmış bulunan Kırgız topluluğunu toplamıştır. O genelde bahadır ve kahraman biri olarak görüldüğünden Kırgızlarda çok saygı duyulan ve sevilen biri olarak tesvir edilir. Destanda vatanı sevme, namusu koruma, düşmana karşı savaşta kahramanlık gösterme ve dayima akıllı davranma gibi vasıflar yer alır. Bu gibi değerler Kırgızların hayatının aslını oluşturmuştur. Bu yüzden de geçmişte birçok savaşı başından geçirmiştir ve her zaman genç erkeklerden yiğitlik, kahramanlık ve bilgelik istenmiştir. Gençler örnek alsınlar diye, Manas’ın tasvir edilişi de güç, akıl ve sevgi konularında toplanmıştır Fakat Manas’ın hangi boydan geldiğini kestirerek söylemek çok zordur.

GÜNÜMÜZDE KIRGIZ MÜZİĞİ

Günümüzde herkesce çekinilmeden kabul edilmekte olan “Globalleşme” sistemi mânevî krize yol açmaktadır. Çünkü dışarıdan gelen film, müzik ve estetik eserlerin ülkemize taşınmasının birinci amacı, bizim eski tarihimizi, mânevî ve maddî değerlerimizi yok etmektir. Kırgızların 50 yıl sonrasında yok olup gidecek ülkelerin listesine eklenmesi de bundandır. Yukarıdaki değerlerin yok edilmesini amaçlayan ideolojik savaşa karşı medeniyet insanları ve müzik öğretmenleri direniş göstermekteyiz. Ancak bizim bu karşılığımız okyanusa bir damla suyu damlatmaya benzer. Oldukça anlamsız ve son derece üzücü durumun, ülke bütçesinden musiki alanına hiçbir pay düşmemiş olmasıdır. Bu yüzden yirmi yıldır müzik kitaplıkları yayımlanamıyor, musiki sanatında hiçbir gelişim olmamaktadır. Müzik dersine yapılan düşmanlık durudurlmazsa, diğer çabalar faydasız kalır ve elli yıla yetmeden yok olup gideriz

Yukarıda sözü edilen problemler daha çok Kırgız Folklor müziğine bağlıdırlar ve bu konuda gerçekten de düzeltilmesi gereken birçok iş bulunmaktadır. Fakat Kırgız Müziğinin Komuz’dan bağımsız olarak Akordion, Piyano vb. aletlerin eşliğinde yeni biçimde gelişmesinde önemli yer almış olan merhum Rıspay Abdıkadırov, Apaz Caynakov, Asankalıy Kerimbayev, Zeynep Şakeeva gibi sanatçıların isimleri hâlâ müzik alanında zikredilmektdir. Bir de Kırgız sahnesinde pop ve sanat musikisi her yeni gün değişmekte ve gelişmektedir. Örneğin Aktan Đsabayev, Gülnur Satılganova, Irıskeldi Osmonkulov, Bek Borbiyev, Sıymık Beyşekeev, Ayçürök Đmanaliyeva, Kanıkey Eraliyeva, Salamat Sadıkova, Roza Amanova, Gülnara Toygonbayeva gibi sanatçılarımız, Kırgız Müziğinin yeniçağ ile karışarak farklı bir biçimde gelişmesine katkıda bulunmuş ve orta yaş kesimlerin dinledikleri tarzdan şarkılar söylemektedirler.

KIRGIZİSTAN POP MÜZİK

R&B, Free Style, Rap, Acapella, Jazz gibi daha çok eğlenceli ve gençlerin beğendikleri tarzda şarkı söyleyen genç şarkıcılarımız ise Kırgız Müziğinin XXI. yüzyıla uygun örneklerini dinleyicilerine sunmaktadır. Bunlardan Mirbek Atabekov, Sultan Sadıraliyev, Güljigit Kalıbekov, Kayırgül, Ayperi Kubik Kızı, Aygerim Rasul kızı, Đlyaz Abdırazakov, Omar, Arsen, Saykal Sadıbakasova, Dobr vb. Kırgız gençleri tarafından sevilerek şarkıları dinlenmektedir. Bu türden şarkı söyleyen ve Batı stilinden şarkıları Kırgızcaya çevirerek halka hizmet etmeye çalışan, Kız Burak, Nike Kayıp, Cebe gibi gruplar da vardır. Ayrıca Etno-Rock olarak bilinen ve günümüz Kırgızistan’da oldukça popüler olan şarkı türü Tata Ulan, Orunbasar Kızalakov, Kanıkey gibi ünlü sanatçılar tarafından dinleyicilere sunulmakta ve genel olarak herkes tarafından büyük ilgi görmektedir.

TÜRKMEN MÜZİK KÜLTÜRÜ

Bugün Türkmen musikisi denince, Türkmenistan Cumhuriyeti, Türkmensahra-İran ve Kuzey Afganistan Türkmenleri arasında yaygın olan musikisinden bahsedilmektedir. Türkmen musikisi, dünyanın en asil musikilerinden biridir. Zira diğer milletlerin musikisi hiçbir şekilde ona sızmamıştır. Türkmenler her zaman göçebe hayatı yaşadığından, Türkmen musikisi bozulmamış ve kendine özgü özelliklerini korumuştur.

Bu gün Türkmenistan’da kullanılan dutar, gıcak, tüdük ve gopuz gibi çalgılar, Türkmensahra-İran’da ve Afganistan’ın kuzeyinde de çalınmaktadır. Bu üç bölgenin lehçelerinde ve söyleyiş tarzlarında bir az farklılık olsa da sonuçta hepsi aynı musiki içerisinde yer almaktadır. Özellikle iki telli ‘dutar’la tanınan Türkmen musikisi, Türkmen halkının arasındaki önemini koruyarak, genç hayranlarının sayısını gün geçtikçe artırmaktadır. İster resmi törenlerde ister düğünlerde, Türkmen ozanı ve dutarının sesi her zaman yankılanmaktadır. Belki de bu yüzdendir ki Batı sanatı ve kültürü Türkmenler arasında az yer edinmiştir. Belki de bu yüzdendir ki Türkmensahra Türkmenleri, İran azınlıkları arasından kendi asaletini en iyi şekilde koruyabilen halk olarak bilinmektedir.

ÇARLIK DÖNEMİ TÜRKMEN MÜZİK VE FOLKLOR KÜLTÜRÜ

Türkmenler, 1881-1917 yılları arasında Çarlık idaresi altında kalmışlardır. Bu dönemde Çarlık idaresi, işgal ettiği diğer bölgelerde yaptığı gibi, bölgenin tarihî, coğrafi ve kültürel özelliklerini tespit edebilmek amacıyla Moskova ve Petersburg gibi merkezlerde çalışan bilim adamlarını bölgeye göndermiştir. Özellikle Rusya Coğrafya Derneği ve Doğal Tarih, Antropoloji ve Etnoloji Bilimleri Derneği’nin Orta Asya Türkleriyle ilgili önemli çalışmaları olmuştur. Bu dönemde Türkmen folkloruyla ilgili olarak Rus Arkeoloji Cemiyeti’nin Doğu Araştırmaları bölümüne mensup bir Türkolog olan A. N. Samoyloviç’in önemli çalışmaları bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle Çarlık Rusyası döneminde Türkmenlerin dili, edebiyatı ve folkloruyla ilgilenen ve bu alanda başarılı sonuçlar elde eden bilim adamı Samoyloviç’tir. Tükmenistan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği alan araştırmalarında elde ettiği yazılı ve sözlü malzemeleri bilimsel yöntemlerle inceleyen ve yayımlayan Samoyloviç, Türkmenlerin Oğuznâmeleri, cenknâmeleri, atasözleri, masalları, halk şiiri türleri üzerinde bilimsel çalışmalar yürütmüştür. Yine bu dönemde Samoyloviç’e alan araştırmalarında yardımcı olan ve Samoyloviç’le birlikte çalışan Hocalı Molla Mıratberdi’nin Türkmen folklor araştırmalarına yaptığı katkı önemlidir. Türkmen asıllı ilk folklor araştırmacıları arasında yer alan Hocalı Molla, Türkmen kültürüyle ilgili olarak Samoyloviç’e bilgi veren ve konuyla ilgili malzemeleri ulaştıran birisi konumundadır. Samoyloviç’in çalışmalarına yaptığı katkıların ötesinde kendisi de Türkmen folkloru üzerine derlemeler yapmış ve Zakaspi Gazetesi’nde yayımlamıştır

SOVYET DÖNEMİ TÜRKMEN MÜZİK VE FOLKLOR KÜLTÜRÜ

Sovyet döneminde yaratılan halk şiiri ve hikâyelerine ayrı bir önem veren Sovyet folklorcuları, bu sayede hem geleneğin rejim doğrultusunda gelişmesini hem de halkın rejimi tanıyıp benimsemesini hedeflemişlerdir. Yazılı kültürden daha ziyade sözlü kültürü kullanan Türkmenlere bu dönemdeki yeni kavramlar, şiirlerle anlatılmaya ve tanıtılmaya çalışılmıştır. Türkmenlerin Sovyet döneminde duyduğu “kolhoz”, pek çok halk şiirinde işlenmiştir:

“Tamdıra perde perde
Her perdesi bir yerde
Kolhoza karşı çıkan
Duşmanlar galar derde”


Halk kültürü ürünlerinde yer alan kahramanların toplumun kimliğinde önemli bir yere sahip oldukları gerçeğinden hareketle Sovyet Türkmenistanı’nda Lenin ve Stalin gibi rejimin önde gelen isimleri geleneğe adapte etme gayretlerinden de bahsetmek gerekir. N. Kürreyev’in “Lenin’in Obrazı Türkmen Sovet Halk Döredicilliginde” (Sovet Türkmenistanı, 1953) ve B. Ahundov’un “Lenin Hakında Leleler” (Sovet Edebiyatı, 4, 1955, s. 12) gibi yazıları başta olmak üzere dönemin bazı folklorcuları Lenin’i Türkmen folklorunda aramışlardır. Onun isminin geçtiği şiirleri ve anlatıları bir araya getirip yayımlamışlardır:

“Yol yoldaş Leninden eşidilen sözler
Gutlı bolsın mekdebiniz şuralar
Gızlar okap kitaplara baksınlar
Azatlıgın çırasını yaksınlar
Terbiyeli adam bolup çıksınlar
Gutlı bolsın mekdebiniz şuralar”

BAĞIMSIZLIK VE SONRASI TÜRKMEN MÜZİĞİ VE FOLKLOR KÜLTÜRÜ

Destansı anlatılardaki kahramanların ulusal kahramanlar olarak gösterildiği Türkmenistan’da kimliği oluşturan başka unsurlar da folklor değerleri olarak kullanılmıştır. Ulusal semboller olarak bilinen bayrak ve armada da Türkmen folkloruna ait unsurlar yer alır. Günümüzde millî miras olarak kabul edilen ve korumaya alınan pek çok geleneksel değer, ulusal sembollerde kendine yer bulmuştur. Türkmen bayrağında geleneksel halı motifleri, Türkmen armasında ise Türkmenlerin Ahal-Teke atı kullanılmıştır. Türkmenistan’ın ayları, resmi günleri ve millî bayramları düzenlenirken de Türkmen geleneği dikkate alınmıştır. Türkmenistan’da nevruz, geleneksel olarak, Sovyet döneminde bazen yasaklanmasına rağmen, kutlandığından 21-22 Mart günlerinde millî bayram olarak kutlanmaktadır. Nisan ayının son pazarının Türkmen atı bayramı, 18 Mayısın Mahtumkulu’nun şiir günü, mayıs ayının son pazarı Türkmen halısı bayramı ve 12 Eylülün ise Ruhnâme günü olduğunu görmekteyiz. Ayrıca Türkmenistan’da üçüncü ayın adı, “nevruz”, beşinci ay, “Mahtumkulu”, altıncı ay “Oğuz”dur.

KÖR OĞLU

Kör Oğlu Bolu Beyi’nin seyisi Yusuf’un oğlu Ruşen Ali asıl Köroğlu’dur. Bolu Beyi, babası Yusuf’un gözlerine mil çektirdi. Ruşen Ali, babasını sağaltmak için Aras Irmağı’na götürdü. Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı. Çamlıbel’e yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyi’ne savaş açtı. Köroğlu hikayesi, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Balkanlar’da da bilinir. Yeniçeri aşığı Köroğlu’nun şiirleri dil ve anlatım bakımından öykü kahramanı Köroğlu adına söylenen şiirlerden çok farklıdır. DETAYLI BİLGİ İÇİN BAKINIZ

YAKUT – SAKA BÖLGESİ İSKİT MÜZİK KÜLTÜRÜ

Bakınız: İskit Saka İmparatorluğu.
iskitler(sakalar), M.Ö.VII yüzyılda Avrupa ile Asya’nın batı kesiminde, Tuna ile Volga ırmakları arasındaki bölgede yaşamış Orta Asya halkıdır. Tarihi kayıtlara göre; atlı-göçebe Saka Türkleri, ilk önce M.Ö. 680 yıllarında Kafkas geçitlerinden aşıp Kür Irmağı boylarına yayıldılar. Arkasından gelen yeni ve daha güçlü Saka göç kolları Aras boylarını da ele geçirip Urmiye gölüne varınca Azerbaycan’a yerleştiler. Az sonra da bütün Anadolu, Suriye ve Filistin’e yayılarak, İran’ı da kendilerine bağladılar. Doğuda Çin’den batıda Tuna boylarıyla Karpatlar’a , kuzeyde Sibir’den, güneyde Mısır kapısı Sina’ya değin Asya ve Avrupa topraklarına hakim olarak; dünyanın bilinen en ulu ilk geniş imparatorluğunu kurdular.

Tuva, Hakasya, Yakutistan bölgesi bu gün bilinen Saka-İskit bölgesidir.

bakınız Tuva Müziği; Yat-Kha, Saylık Ommun, Huun Huurtu, Yuliana, Sydyka Fedarova, Edegey Dans Grubu.


Spread the love
Bir cevap yazın
*
*
*