Kutlu Asya

Kutlu Asya

Yusuf İle Züleyha (Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün)

“Nasıl herkese duyurayım da sesimi diyeyim: Bu anlattığımız ben değilim, ben bu anlattığınız değilim. Yusuf’u ben nasıl yerim? Ben Yusuf’u nasıl yerim?

Sözünün bu kısmına gelince kurt, nemli gözlerinden boncuk gibi yaşlar dökülmeye başladı. Gri tüylerle kaplı göğsü, ön ayakları ıslandı. Bir ah çekti derinden derine. Islak burnu daha bir daha ıslandı. Ve devam etti:

Ben şimdi adımı nasıl temize çıkarayım, alnıma sürülen bu kapkara lekeyi neyle, nasıl yıkayayım? Öyle bir leke ki değil bana, yeter kıyametin kopacağı güne değin gelip geçecek tüm torunlarıma.

Tek muradım, bütün yaratılmışların sahibi olan Tanrım, bu ayıpla yaşatmasın beni. Ya alsın yeni doğmuş bütün kurt yavrularıyla birlikte canımı, kurt neslinin dalı yaprağı burada kesilsin, ya da adım temize çıksın.”

yusufilezuleyha
(Arka Kapak)

“Bildim, dedi Züleyha, sen o’sun.
Varlığıyla tüm boşluklarımı dolduracak olan,
Varlığımla tüm boşluklarını dolduracak olduğum.
Ne ki var yaşamak istediğim, bana yaşatacak,
Ne ki var yaşatmak istediğim, yaşayacak.
Yaşamım gibi beni ölümümde de yalnız bırakmayacak olan,
Ölümüne refakat edecek olduğum,
Ölümüme refakat edecek olan,
Tanıdım, sen o’sun!”
Sen, Yusuf’sun!..

Bir erkek… Kutlu bir peygamber… Güzelliğin tanımı kendisinden önce anlamsızken, güzele, güzelliğe anlam veren, iffetin hayat bulduğu bir erkek: Yusuf…

Bir kadın… Güzelliğini Nil’den alan, Nil’e güzellik veren… Ülkeler zapt eden yiğitleri, bir gülümsemesiyle zapt ediveren, güzellik dışında bir metaı kadına çok gören, ve aslında kadını bunun için hor gören bir toplumda, içinde sakladığının değerinden habersiz, ama sakladığını açığa çıkaracak, ona değerini bildirecek birini bekleyen bir kadın: Züleyha…

Ve bir masal… İffetin, tavizsizliğin, sabrın, müjdenin, imanın ve arayışın kol gezdiği bir masal ama. Kötülük yok bu masalda; gurur var, iftira var, zindan var, zindan varsa gardiyan var, fitne de yalan da var ama kötülük yok. Bir değişimin masalı bu, yok olmaktan, dillerin anlatmakla mutlu olacağı bir varoluşa geçişin masalı… “Esfeli safilin” den “ahseni takvim”e giden yolun anahtarının hikâyesi bu masal, iffetin hikâyesi… Yusuf’un Rabbi’nin, Züleyha’ya ihsanı bu masal… Bu, Yusuf ile Züleyha’nın masalı…
İffeti olmayan güzellik ateş gibidir; hem kendini yakar, hem güzelliğe kapılanı. Güzellik tek başına bir hiç; sapkınca arzuların kaynağı, yasak meyvelerin ağacı olmaktan başkaca bir şey değil. ” Züleyha kırmızılar içinde, yanakları daha kırmızı; dilinde zehirli çiçeklerin alevi, dil döktü saatlerce. Yusuf’un gözleri bir an bile dikili olduğu yerden kaymadı, Allah şahitti. Züleyha ne kadar ateşse, Yusuf o kadar iffetti.”

“ Üstelik Züleyha isteyici.
Üstelik “Rabbinden bir işaret gelmeseydi, Yusuf da onu isteyecekti.”
Yusuf’un içinde işaretin gerçekleştirici gücü,
Yusuf içinde istememeyi isteyebileceği işareti gördü.”

Bir masal demiştik ya, işte istememeyi isteyebilmenin masalı bu. Tercih yapabilmenin, çeldiricinin ne olduğuna bakmaksızın tavizsiz kalabilmenin masalı. Hani odada yalnız kaldıklarında, Züleyha kapanı kapattığında, “ Gel” demişti ya Yusuf’a, işte bu gitmemelerin masalı. Züleyha bir kadın, Yusuf bir erkekti. Ve “Rabbinden bir işaret gelmeseydi, Yusuf da onu isteyecekti.” O işaret “dur” dedi Yusuf’a. O, Kenan’daki kurda dert veren, Yakup’a Yusuf için peygamberce bir sevgi veren işaretti. İşaret, belki de bir duanın kabulüydü o an, bir sakınmanın, alınan tüm kulca tedbirlerin ardından Allah’a bırakmanın sonucuydu belki. Ama işareti görmek için istemek gerekti. Hani hatırlasanıza;

“ Rabbim, dedi Yusuf, sen bana, kendi isteğimin dışında şu iklimde ve şu odada bulunduğum şu anda, Züleyha’yı istememeyi isteyebilmeyi nasip et. Katından bir esirgeme ver. Değil mi ki isteğe yaklaşınca, istememeyi istemek artık imkânsızlaşır. Bu yüzden değil mi Rabbim, senden gelen yasaklar “yapma” ile değil, “yaklaşma” ile başlar. Yaklaşırsam eğer şu içimdeki doğal akışla Züleyha’nın ırmağına, yaklaştıktan sonra “yapmam” diyemem. Daha kolay olan “yapma” değil “yaklaşma” değil mi?”
Temsil edilenin gücü var bu masalda, Allah’ın diğerlerine karşı Hakk oluşu var. Allah’a köle olarak nefsine efendi olmak var. Bu masalda “iman” var.

“Züleyha Yusuf’u odasına çağırmadan ve ona “gelsene” demeden önce, yatağın başucunda duran koruyucu putunun gözlerini ipek şalıyla örtmüştü. Görüşü ipek bir gece şalıyla örtülen bir tanrı, gücü bir kulun gücüyle sınırlanan bir tanrı! Ama yine de Züleyha kendisini verirken Yusuf’un aydınlığına, putunun kendisini görecek olduğu düşüncesinden utanmıştı.

Yusuf odaya girip de, Züleyha ona “gelsene” dediğinde, Yusuf bu putu görmüştü. Yüzü örtülmüş ve görmez kılınmış bir görünür tanrı. Züleyha, demişti Yusuf, putunun yüzünü neden örttün? Züleyha hal diliyle utancını anlatmıştı: Görmesin diye birazdan burada olacakları. O zaman, peki, demişti Yusuf, Züleyha’ya. Sen görüş gücü bir bez parçasıyla yok olan bir puttan utanıyorsun da, her yerde olanları ve olacakları bilen, her zamanda olanları ve olacakları gören, üstelik kalplerin içindeki niyetleri dahi bilen, kendisine gizli saklı olmayan benim Rabbimden niye utanmıyorsun? Üstelik ben Rabbimin gözlerini bağlayamam.
Sonra, gel, demişti Yusuf Züleyha’ya, şimdi sen gel. Ama bana değil, benim Rabbime gel. Gel ve Rabbi bil!”

Züleyha’nın isteği bir güzellikten murat almak değildi. O güzelliğe duyduğu aşktan dolayı bir suç işlemeyi göze almıştı. Züleyha’ya suç işlemeyi göze aldıran bir güzellikse, güzellik iffetsizliğe itecekse, güzel olmak bir suç muydu? Ne demişti Züleyha?
“Mümkünü olan bir güzelliğin sahibiysen Yusuf, ve bu güzellik yoruyorsa beni, sen dünyanın en masum mücrimisin. Suçlu, suçunu her zaman bilerek işlemez Yusuf ve güzellik bazen suça dönüşür. Çünkü, dedi Züleyha, güzelliğin bir derin kuyu senin. Bir düşenin kurtuluşu kolay olmaz. Ne mutlu senin kalbine düşene, ne mutlu kalbine sen düşene.”

Bir istek… Arzulananın güzel olduğu, arzulayanın güzel olduğu bir istek. Ve bir reddediş, hiçbir “ama”ya,”niçin”e imkân bırakmayacak netlikte: “Ben Rabbimden korkarım.” Züleyha reddolundu. Oysa hep reddetmelere alışkın olandı. Bu bir arayışın da masalı aynı zamanda, değişime giden yolun ilk basamağını anlatan bir masal, “ Neden?” in masalı. Züleyha Yusuf’un bir Rabbi olduğunu öğrendi, cevabı Yusuf’ta değil, Rabbinde araması gerektiğini bildi. O hep tende sevmeleri işitmişti, tenin ardında bir ruh olduğunu bildi. Tenin ruhsuz sevilemeyeceğini de… Ve Yusuf’u neden sevdiğini de: “Yusuf, dedi Züleyha. Aşk zorlu bir sınav, ben bu sınavı en baştan ve gönül mü kaybettim? Hayır işte! Yitirmiş görünsem de kazancımsın sen benim. Ve şer gibi görünsem de göreceksin, yitirdiğin ne varsa benim sana açtığım kuyuda, hayrın olacağım sonunda.”

“Yusuf seni sevdiysem dedi Züleyha, bir eşikten geçtiğimdendir. Bir kentin içine düştüğümden ve bir kenti içime düşürdüğümden. Ben ki tüm savaşlarımda hem komutan hem neferdim. Ürkektim, delişmenliğim korkunun rengindeydi. Bu yüzden seni sevdim.
Ve biliyor musun, seni sevdiysem bütün ruhların yaratıldığı ve henüz ruhlara cesetlerin biçilmediği o mecliste, senin yanında yer almış olduğumu hatıramda taşıyor olmamdandır bu. Bunca terk ediyorsam varlığımı senin varlığına, o şimşek parıltısı ânın anısını göz bebeklerimde sakladığımdandır.

Bu kadar tanıdık buluyorsam kalbimi kalbine, o ezeli uğultuyu hala kulaklarımda taşıdığımdandır. Seni bu kez hatırladıysam Yusuf, o kez unuttuğumdandır.”

Sonrası, bir değişimin masalı… En alt basamaktan yola çıkıp da on sekiz bin âlemin kendisi olmaya gidişin masalı… Seven, ama sevdiğinin teklifi, kölesi olmakla övündüğü Rabbinin iffet nimetine ters olunca tereddütsüz hayır diyen, “hayır”ının karşılığında Allah’ın mükâfatını uman bir kalbin, yani Yusuf’un, sevdiğine, yani sevildiğine, sevdiği iffeti tercih ettikten sonraki “hoş geldin” deyişindeki zarafetin masalı… Engelleri kaldıran Rabb’e, belki de “hayır”ının mükâfatı olarak Yusuf’a, “hayır” dediğini bağışlayan Rabb’e teşekkürün masalı… Güzelliğini Nil’den alan, Nil’e güzellik veren, ülkeler zapt eden yiğitleri, bir gülümsemesiyle zapt ediveren, güzellik dışında bir metaı kadına çok gören, ve aslında kadını bunun için hor gören bir toplumda, içinde sakladığının değerinden habersiz, ama sakladığını açığa çıkaracak birini bekleyen bir kadına, sakladığı şeyi ortaya çıkaran adam olma coşkusunda, madene değerini fısıldayan sarraf hünerinde “Merhaba” demenin masalı…

“En alt basamaktan yola çıkıp da
Onsekiz bin âlemin kendisi olan, merhaba
Çok mu yoruldun gecenin ordularını aşarken
Çok mu çıkmazlardan geçti yolun bana gelirken
Gözlerimle gören deniz, gözleriyle ağladığım, merhaba
Ey yağmurun sevgilisi
Ey Mısır’ın yorgun ve siyah gülü
Irmak olarak bana akacaksın unutma,
Gül dikenine dayayıp da sinemi
Öleceğim unutma
Ey arka bahçelerin incisi
Ey adım adıyla bile yazılacak olan, merhaba
Seni buldum tamamlandım, merhaba
Şimdi üzerinden güneş geçen aydınlık bir duvara
Parmağımın ucuyla
Bir Z çizdim, ben: Yusuf
Yanına bir L
Sonra E, sonra Y ve HA
ZÜLEYHA…
Merhaba…”

Bu Hz. Yusuf’un masalı mıdır? Bilmem. Ama bildiğim, bu iffetin masalıdır, reddedişin, yeniden dirilişin masalıdır. Bu, Yusuf ile Züleyha’nın masalıdır. Keyifli okumalar…

http://www.timas.com.tr/kitaplar/edebiyat/ask-klasikleri/yusuf-ile-zuleyha.aspx

Linkinden ktabı alabilirsiniz

Bir cevap yazın
*
*
*